24 Ocak 2025 Cuma

UĞUR MUMCU


 Özlem ve saygı ile anıyorum...


     Uğur Mumcu'yu yitirmenin acısı derin, hüznü büyük. Ancak o kişiliği ile ödünsüz mücadelesi ile yaşıyor ve hep yaşayacak. 


      Özgürlükçüydü, adına özgürlük türküleri yakıldı. Hümanistti ardından yüz binler yürüdü. Yurdunun esenliği için savaştı, adına alçak gönüllü binlerce şiirler yazıldı. 


      Gece susar, evren karanlığından sızar ışık

      Tan konuşur yaprak susar, kıpırtısı

      Yangınlar, kasırgalar dibinden

      Bir gün orman konuşur

      Su susar bataklıkta

      Baharda sel sel ve dağda

      Çağlayan çağlayan konuşur

       Halk susar

       Ozan konuşur.


       Tahsin Saraç 


      Bir coşku seli, bir öfke yıldırımı, Atatürk Cumhuriyeti'nin önde gelen savunucusu. 


      Kalpaksız kuvayı milliyecilerin son temsilcilerinden biri. İnançlı, dirençli, kararlı ve mangal yürekli. 


      Bir sabah sefasıydı. Günle barışık, güneşle uyanan, ışıkla aydınlanan, sağlam köklerini sımsıkı bağladığı, halk toprağı ile beslenen diri bir çiçekti. 


      Renkli kişiliği, bu kişiliği yaratan birikimimi sözüne yansırdı. Gür ve tok sesi, düzgün albenili konuşması vardı. O'na saldırgan, kavgacı, dili uzun diyeler vardı. Durup dururken kimseyle kavga etmedi, kimseye saldırmadı. Dili uzundu ama eli değildi. Eline, diline, beline, aklına sahip olup, kullanırken hiç çirkinleşmedi. 


      Bir kişiye yapılan haksızlığı bütün topluma yapılmış sayıyor "fikir sahibi olmadan" mangalda kül bırakmayanlara öfkesini gizleyemiyordu. Doğruyu arayıp, özgürlükleri savunduğu için alnı hep açık ve apaktı. Hiçbir zaman yılgın, karamsar, korkak, ürkek olmadı. 

      

      Düştüğü yerde karanfiller boy verdi. Mum sönmedi; çoğaldı çoğaldı, kocaman bir aydınlık oldu. Uğur Mumcu "minnacık bir devdi" dünya oldu. O bir meşale olarak kalacak; inançları yaşayarak yaşatılacak. Barış dolu bir dünya umudu insanlarda var oldukça meşale yanacak. Onu anlatmaya sözler yetmeyecektir. 


24 Ocak 1996

Arzu Sarıyer

23 Aralık 2024 Pazartesi

DEVRİM ŞEHİDİ KUBİLAY



 Cumhuriyetimizin Devrim şehidi Kubilay'ı ve şehit arkadaşlarına saygı ile...Her 23 Aralıkta karanlıkta ışık olarak parlayacaklardır...


KU­Bİ­LAY DES­TA­NI

Ge­cey­di.

Çe­kil­miş­ti or­ta­lık­tan el ayak.

Gök­te ay yal­nız­dı,

Yıl­dız­lar uzak.

Ka­ra göl­ge­ler do­la­şı­yor­du,

So­kak­la­rın­da Me­ne­me­n’­in,

El­le­rin­de bir ye­şil bay­rak.

Baş­la­rın­da,

Der­viş Meh­met de­ni­len,

O kan­lı al­çak.

Bir ye­dek su­bay öğ­ret­men­di Ku­bi­lay,

Yir­mi dör­dün­dey­di an­cak.

Bek­çi­siy­di Cum­hu­ri­ye­tin.

Du­yun­ca ulu­ma­la­rı Ku­bi­lay,

Ko­şup gel­di.

Bek­li­yor­du onu,

Ha­in bir tu­zak.

Di­kil­di bir anıt gi­bi

Yo­baz­la­rın kar­şı­sı­na.

“Du­run!” de­di,

Dur­ma­dı­lar.

Hem kal­leş­ti­ler,

Hem kor­kak.

Sal­dır­dı­lar,

Bı­çak­lar­la üs­tü­ne.

Ne iman var­dı yü­rek­le­rin­de,

Ne mer­ha­met.

Kan­lı sal­ya­lar akı­yor­du ağ­zın­dan,

Çıl­dır­mış­tı Der­viş Meh­met.

Kes­ti bir bağ bı­ça­ğıy­la boy­nu­nu,

Dol­du­rup ka­nı­nı avu­cu­na,

İç­ti vah­şi bir haz­la,

Ka­na ka­na.

Tak­tı­lar kan­lı ba­şı­nı Ku­bi­la­y’­ın,

Bir sı­ğı­rın ucu­na,

Do­laş­tı­lar

So­kak so­kak.

Ezan ses­le­ri yük­se­li­yor­du mi­na­re­ler­den,

Sö­kü­yor­du şa­fak.

Düş­tü­ler top­ra­ğa bir bay­rak gi­bi,

Tes­lim ol­ma­dı­lar ko­lay ko­lay.

Ve şöy­le ya­zıl­dı anıt­la­rı­na:

“İ­nan­dı­lar, dö­vüş­tü­ler, öl­dü­ler,

Bek­çi Ha­san, Bek­çi Şev­ki, Ku­bi­lay.”


Öz­bek İN­CE­BAY­RAK­TAR

9 Kasım 2024 Cumartesi

10 KASIM ATATÜRK

Sonsuz sevgi ,özlem ve minnetle anıyorum yüce Atatürk...








 

30 Ekim 2024 Çarşamba

CUMHURİYET NEDEN 29 EKİMDE İLAN EDİLMİŞTİR E

 

İsmet Süder

Cumhuriyetin ilanından iki yıl sonra, yani Ekim 1925’te Fahrettin Altay Paşa Çankaya’da Atatürk’ün misafiridir. Zihnini hep meşgul eden bir soru vardır. Acaba Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti neden 29 Ekim’de ilan etmiştir?.. Neden 27 Ekim veya 1 Kasım değil??.. Çankaya Köşkü’nde yemek sonrası Atatürk’ün yanına gider; “Paşam benim dikkatimi çekmiştir. Cumhuriyetimizin ilanının 29 Ekim gecesine denk gelmesi acaba bir tesadüf müdür?... Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi” der... Bunun üzerine Atatürk şunları söyler; “Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın. Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın, saray da itilaf devletlerinin elinin altına girmişti. Saray bu halinden memnundu. Fakat ben bunu kabul edemezdim. Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek, bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek gibi kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımıza idik, fakat benim inandığım ideale benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hâsıl oldu. Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı. Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Peki, 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti?.. Dört yıl.. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettik… İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkılap, bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş, hangi milletin tarihinde vardır??.. Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır, çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir... Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin, yanımdaydın… Mondros 30 Ekim’dir… Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zaman ki devletler bunu anlamışlardır.” Atatürk bir an durur, elini masanın üzerine koyar ve; “Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür…” Fahrettin Altay; “Ama paşam bundan hiç bahsetmediniz”... Atatürk cevap verir; “Övünmek olur, övünmek benimle beraber mefkureye inananların, milletin ,ordunun hakkıdır…” Atatürk’ün cumhuriyetin ilanı için 29 Ekim tarihini seçmesinin özel nedeni bu cümlelerden de anlaşılıyor. Atatürk 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Müzakeresi ile her anlamada teslimiyet içine girmiş, kendi tabiri ile esarete uğramış milletinin kaç yıl bu esaret altında kaldığı sorusuna 5 yıl cevabı vermek istemez. O nedenle 4 yıl 364 gün sonra cumhuriyeti ilan ederek bir ifadeyi kesinleştirmek istemiştir. Türk milleti 5 yıldır esaret altındadır demek ona çok zor geldiğinden “Türk milleti 4 yıl esaret altında kalmıştır” diyebilmek için 30 Ekim’e bir gün kala cumhuriyetin ilan edilmesini istemiştir. Mustafa Kemal Atatürk, mağrur ve galip batılı devletlere; Ben 30 Ekim’i tanımıyorum… Sizden bir gün öndeyim… Siz 29 Ekim’i tanıyacaksınız demiştir… Niçin 29 Ekim’miş herkes öğrensin istedik. “Cumhuriyet, yurttaşın adam yerine konulmasıdır!..” Sıcak bir Ağustos ayında öğle vakti… Atatürk, Ulus’ta meşhur Karpiç Lokantasında yine mutat şekilde cam kenarındaki masasına oturmuş, kafasında bin bir düşünce, yoldan gelen geçenleri seyrediyor. Yolun karşı tarafında yoldan gelip geçenlere, içindeki buzlu şurubun ısınmaması için meşinle kaplı sırtındaki parlayan bakır ibriğinden, beline bağladığı üç beş gözlü tahta bardaklıktan çıkardığı bardağı elindeki su ibriğinden döktüğü suyla şöyle bir çalkaladıktan sonra belini öne doğru eğerek doldurup müşterisine uzatırken, göğsündeki namı olan yazıyı bu kerre yüksek sesle uyumlu ve sattığı soğuk şurubunu da metheder bir üslupla; Erbabı Bilir… Erbabı Bilir… diye ahenkle bağırdığını duyan ve gören Atatürk, yanındakilerden Erbabı Bilir’in yanına getirilmesini ister. Atatürk’ün huzuruna ibriği sırtında ter sucuk içinde çıkarılan Erbabı bilir, biraz endişeli, ve şaşkın!... Atatürk; ‘Erbabı bilir’e kendisine de bir bardak soğuk şurup verdikten sonra sırtındaki ibriği yere bırakıp kendi masasında karşısına oturmasını ister. Bir an tereddüt eden ve adeta kendisini rüyada sanan Erbabı Bilir uyanık davranır, Ata’nın dediklerini yerine getirip karşısına sıkılarak oturur. Atatürk garsonlara onun için de masaya bir servis açmalarını ister. Hoş beşten sonra Atatürk o emsalsiz zekasıyla halkın yeni ilan edilen cumhuriyet hakkındaki düşüncelerini, algılarının ne olduğunu tespit etmek için Erbabı Bilir’e; “Cumhuriyet nedir?” diye sorar… Yerinde şöyle bir doğrulan ve adeta bir anda değişim geçiren Erbabı Bilir; “Cumhuriyet, benim gibi bir garibanın Türk Ulusunun kurtarıcısı olan Ata’sının masasında oturabilmesi, kısacası adam yerine konulmasıdır” der. Bunun üzerine Atatürk karşısında duran yaverine; o mavi gözleri çakmak çakmak; “Be hey çocuk, cumhuriyet maya tutmuş” diye bir çocuk sevinciyle bağırır. Kalkar ve gitmekte olan Erbabı Bilir’in ibriğini sırtına almasına yardım eder. Evet, cumhuriyet; yurttaşın adam yerine konulmasıdır... Atatürk’le ilgili bu gerçek ve yaşanmış bilinmeyen anı, olayı bire bir o an orada olayı yaşayanın oğlundan bizzat yazıya aktarılmıştır…


Kaynak Linki = https://www.2eylul.com.tr/makale/cumhuriyet-neden-29-ekimde-ilan-edildi-33876

16 Eylül 2024 Pazartesi

TARIK AKAN

Saygı ve özlemle anıyorum 😔 


9 Eylül 2024 Pazartesi

9 EYLÜL İZMİR, KURTULUŞ

Yüce Atatürk ve dava arkadaşlarına minnet ve saygı ile anıyorum .9 Eylül İzmir ve yurdumuzun kurtuluş günü kutlu olsun!






SÖZ YETMEZ 
Sen 9 Eylül dersin iki kelime
ben değişen yazgı anlarım
özgürlük anlarım, bağımsızlık,
sen İzmir dersin iki heceyle
ben sevinçten ağlarım...

Tarihin başı mı dönmüş
şimşek hızı geldiklerinde?
şaşırmış mı toprak
ayakları yere değmeyen atlar geçerken?
önce deniz mi görmüş
kavruk yüzlü neferleri?
bugün 9 Eylül
tam sırasıdır canlandırmanın hatıraları...

Sen 9 Eylül dersin iki kelime
ben onurlu bir halk anlarım
rüzgarın çevirdiği sayfa anlarım
sen İzmir dersin iki hece
ben saygıyla ayağa kalkarım...

Haluk IŞIK


(2008 9 Eylülünde yazıldı. Belki hak ettiğinden daha fazla beğenildi, paylaşıldı, kitaplara alındı, söylevlerde bölümler okundu ve yazarı hep merak edildi. Varlığımı yokluğuma, İzmir aşkına emanet etme demleriydi. Ötesi benden beklenemezdi. Şimdi, bu şiirimi Kent Yaşamcılarla paylaşmanın tam sırasıdır ve ilginç rastlantı, 35. Sevgilim İzmire denk düştü)

Selam olsun 9 Eylülü yaşayanlara, yaşatanlara ve ona yakışanlara...


https://www.kentyasam.com.tr/2011/09/06/soz-yetmez/63994



 

1 Eylül 2024 Pazar

1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ


 Bugün Bir eylül dünya barış günü. Dünyayı kasıp kavuran , şimdiye kadar olan savaşlardan en çok ölüm , yıkım ve onarılmaz acılar veren İkinci Dünya Savaşının  sona erdiği gün. Bir savaş ki başlama ve bitiş tarihi ayni tarihlere rastlasın.İsterdim ki bir daha savaş olmasın. Bir eylül Dünya Barış günün bunun için  kutlanıyor .Oysa 1945 den bu yana görüp yaşadığımız kaçıncı savaş. Dünya ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI çığlıkları atmaya başlamışken...

 

  Dünyayı BARIŞA ancak kadınlar götürebilir. Savaştan maddi manevi en çok zarar gören kadın olduğuna göre en çok barışı o ister.  Bunu gerçekleştirmek için cabası ,yönetimde söz sahibi olması olmalıdır. Türk ve Dünya kadınları  dünyayı yönetme yetkisine  sahip olduklarında Savaşlar olmayacaktır.

 Yüce Atatürk der ki"Dünyada güzel olan herşey  kadının eseridir" ve Livaneli'nin dediği gibi GÜZELLİK kurtaracaktır  Dünyayı.Svaştan ve tüm çirkinliklerden.

 Sözlerimi yine Atatürk 'ün sözüyle bitiriyorum"Yurta Barış,Dünyada Barış "


Arzu Sarıyer 


Fotoğraf:Tan Oral T24