DÜNYAYI DEĞİŞTİREN KADINLARDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DÜNYAYI DEĞİŞTİREN KADINLARDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2016 Cuma

ROSA LUXEMBURG



 Rosa Luxemburg kuşları çok seviyor, kuşların özgürlüğüne hayran! Rosa kim mi? Rosa Luxemburg, (1871 -1919), Yahudi bir ailenin çocuğu. Polonya doğumlu Alman Marksist politika teorisyeni, filozof ve devrimci. Onun hayat hikâyesini kısaca böyle…
Rosa Luxemburg 1889'da Zürih Üniversitesi'nde felsefe, tarih, politika, hukuk, ekonomi ve matematik öğrenimi gördü. “Polonya’nın Endrüstriel Gelişmesi” konulu teziyle doktorasını tamamladı. Akademisyen yani! Pek çok kızgınlar korosuna uygun değil!
Evlendi, Berlin'e taşındı. SPD'nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) aktif bir üyesi oldu. Doçent olarak SPD'nin eğitim merkezlerinde Ekonomi ve Marksizm dersleri verdi. Görüşlerinden dolayı sürekli hapishaneye girdi, mektuplar, kitaplar yazı.
1904’de Majestelerine hakaretten üç ay hapis istemiyle Zwickau’da yargılandı, hapse girdi. 1906’da Jena’daki konuşmasında “şiddete teşvikten” iki ay hapis cezası aldı ve Berlin Kadınlar Hapishanesinde kaldı. “Uluslararası Durum ve Savaşa Karşı Birlikte Hareket” konusuyla toplanan Sosyalistler Kurultay’ına katıldı ve Ekim 1913’te savaş tehlikesine karşı uyarı yaptığı gerekçesiyle Frankfurt’ta bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1914’de Freiburg’da askerlere yapılan eziyetlerle ilgili konuşma yaptı ve orduya hakaretten yargılanmaya başladı. “Vorwarst” gazetesinde“Askerlere eziyetin tanıkları ortaya çıkın” çağrıları yapılınca eziyete tanık olmuş binlerce asker Savcılığa başvurdu. Bu nedenle Roza’nın yargılandığı dava başka güne ertelendi ama mahkeme bir daha hiç yapılmadı. Bu arada Frankfurt’taki davasının cezası kesinleşti. 28 Şubat 1915’te bir yıllık cezasını çekmek üzere tutuklandı ve 18 Şubat 1916’da hapisten çıktı.
Karl Liebknecht ile beraber Internationale grubunu kurdu. Franz Mehring ile birlikte çıkardıkları “Die İnternationale” yasaklandı ve “Vatana İhaneti Denemek” suçundan dolayı hakkında soruşturma açıldı. “Savaşın Amaçları ve Savaş Bütçesinin Onaylanması” hakkındaki konuşması yüzünden 10 Temmuz’da Genelkurmay emri ile gözaltına alındı ve altı hafta hapis cezası verildi ve karar kesinleşti. 8 Kasım 1918’de hapisten çıktı. Hapishaneden dışarıya düzenli bir biçimde “Spartakus Mektupları”nı yazdı. 29-30 Aralık 1918’de Karl Liebknecht ile birlikte Alman Komünist Parti'sini kurdu. 15 Ocak 1919 akşamı ikisi de tutuklandı. Eden otelinde dövüldüler, kurşunlandılar. Rosa’nın ölüsünü Landrewer kanalına attılar. 13 Haziran 1919’da Karl Liebknecht’in yanına Friedrichsgelde gömütlüğüne gömüldü.
Bu bilgelerin yer aldığı “Hapishane Mektupları” kitabını çevirenler “Rosa Luxemburg için Gömüt Yazıtı” yazan B.Brecht’in dizelerine de yer vermişler:“Burada yatıyor gömülü / Rosa Luxemburg/ Polanyalı bir Yahudi / Öncü savaşçısı / Alman İşçisinin / Buyruğuyla Alman ezenlerin / Öldürüldü. Ezilenler / Gömün bölünmüşlüğünüzü”
Rosa, hapishaneden yazdığı “Kasım ortası 1917” tarihli bir mektubunun bir yerinde “insan yaşamı” ve “kuşlar” üzerine şunları yazmış…
“İnsan toplumda yaşananları sanki özel yaşamında yaşanıyormuş gibi algılamalı, soğukkanlı, hoşgörülü ve ılık bir gülümsemeyle. Savaştan sonra ya da savaşın bitiminde, buna sıkıca inanıyorum ki, sonuçta her şey doğrudan yana dönecek, ama görünen o ki, biz önce insanca en azgın acılar taşıyan bir dönemden geçmek zorundayız. (…) bunun yanında, son sözcüklerim bende başka bir düşünceyi uyardı, bir gerçeği, bunu sizinle paylaşmak istiyorum, çünkü bu gerçek bana öyle şiirsel, öyle dokunaklı görünür ki. Son günlerde kuş göçü üstüne bilimsel bir yapıt okudum, bu günümüze dek oldukça gizemli bir görünümündedir, bu göç sırasında çeşitli türlerin ki bu türler başka zaman birbirleriyle ölümüne savaşırlar ve birbirlerini yerler, barış içinde yan yana deniz aşırı güneye, bu büyük yolculuğu nasıl yaptıkları gözlendi; büyük kuş sürüleri kış için Mısır’a geliyorlar, yükseklerde bulutlar gibi göğü karatıp, sesler çıkarırlar ve bu kuş sürülerinin arasında yırtıcı kuşlar, atmacalar, kartallar, doğanlar, baykuşlar, ötücü kuşlardan tarla kuşu, tepeli çalı kuşları, bülbüller gibi binlercesi hiçbir korku taşımadan, başka zaman kendilerine tuzak kuran, yırtıcı kuşların arasında bir arada uçarlar. Yolculukta geçici de olsa sessizce ateşkesi başardıkları görülüyor ve türlerine, bölgesel özelliklerine göre ayrımlanmak için bitkinlikten yarı ölmüş olarak Nil’in toprağına düşerler. Evet, dahası bu yolculukta “Büyük gölün üstünden” geçilirken büyük kuşlar, daha küçük kuşları sırtlarında taşıdıkları gözlenmiştir. Turna sürülerinin sırtlarında göç eden minicik kuşların coşkulu ötüşleriyle geçip gittikleri görünmüştür! Büyüleyici değil mi?” (Rosa Luxemburg, Hapishane Mektupları. Boyut Yayınevi. Çeviri Anna-Murat Çelikel. Ekim 1986)  

27 Haziran 2015 Cumartesi

Bilimin Sultanları

Bilimin Sultanları - Ulviye Küccük
Sadece Türk toplumunun değil; tarihten bu yana erkek egemenliğinin dünyanın her tarafında hükmünü sürdürdüğü bir gerçektir. Oysaki çağımızın insanları, kadın-erkek ayrımı bir daha yaşanmasın diye tarihin çöplüğüne atmayı başardılar. Türk toplumunda ve Türk toplumuna benzer ülkelerde henüz kadın-erkek eşitliği söz konusu değildir. O günlere ulaşmayı özlemle bekliyoruz.
Ulviye Küccük tarafından kaleme alınan bu kitap; başarı bilim kadınlarını anlatmaktadır. Kitapta; kadınların en az erkekler kadar; sanata, edebiyata, felsefeye, astronomiye, hukuka, kısaca bilime hizmet ettiklerini öğreniyor; onların başarı dolu hayatlarına kısa bir bakış atıyoruz.
Muazzez İlmiye Çığ'ın fotoğrafı.Kitapta Yer Alan Bilim Kadınları: Lise Meitner, Maria Geoppert-Mayer, Emilie Du Chatelet, Maria Goeppert Mayer, Haypatia, Elisabeth Hevelius, Sophie Germain, Sonja Kowalewsky, Emmy Noether, Sophia Brahe, Marie Kunitz, Caroline Herschel, Valentina Vladimirovna Tereşkova, Sofya Kovalevskaya, Caroline Lucretia Herschel, . Jammes Bary, Merit Ptah, En Hedu Anna, Rosalind Elsie Fanklin, Rita Urgan, Christiane Nüsslein- Volhard, Gerty Theresa Cori, Rita Levi- Montalcini, Asli Kayabal, Linda B. Buck, Hildegard, Marie Curie, İrene Curie Joliot, Jane Marcet, Dorothy Mary Cowffot Hotgkin, Maria Reiche, Yazar, Becky Wilson, Mileva Maric, Ada Lovelace, Maria Sibylla Merian, Clara Zetkin, Annemarie Schimmel, Sor Juana İnez De La Cruz, Si Ling-Chi, Margaret Cavendish, Maria Montessori, Natalia Avseenko, Maria Geoppert-Mayer, Kamile Şevki Mutlu, Safiye Ali, Feryal Özel, Ayten Güvener, Remziye Hisar, Dilhan Eryurt, Sözüm Doğan, Paris Pişmiş, Muazzez İlmiye Çığ, Semra Aygün, Gökçe Uygun, Janet Akyüz Mattei, Remziye Hisar, Gönül Bara, Semahat Geldiay, Dilhan Ezer, Ayhan Ulubelen, Ayşe Erzan, Emel Arınç, Ayhan Çavdar, Ayten Arcasoy, Gönül Veliçelebi, Gönül Hiçsönmez, Aytemiz Gürgey, Seza Özen, Sabiha Özgür, Ayten Güvener, Remziye Hisar, İmran Özalp, Asuman Müftüoğlu, Asuman Baytop, Fazilet Vardar Sükan, Füsun Sipahiler, Figen Kagırgan, Yard Talin Budak, A. Hümeyra Bilge, Saadet Erbay, Türkan Haliloğlu, Menemşe (Kiremitçi) Gümüşderelioğlu, Ayşen Önen, Zerefşan Kaymaz, Mahinur Akaya, İdil Arslan Alaton, Ayşegül Gürak, K. Arzum Erdem Gürsan, Asiye Safa Özcan, Suna Timur, Hande Yaman Paternotte, Billur Barshan, Fatoş Gemirli Babuna, Ferhan Çeçen, Seval Sözen, Pemra Doruker, Nalan Kabay, Işık Kabdaşlı, Meral Azizoğlu, Emine (Ubay) Çokgör, Zümrüt Begüm Ögel, Yrd Ezhan Karaşan, Serpil Sayın, Nimet Ü. Gündoğan, Senay Molvalılar, Sevim Ercan, Aytemiz Gürgey, Tural Uçal Yardımcı, Emel Babacan, Olcay Yeğin, Özden Sanal, Aslıhan Tolun, Semra Paydaş, Banu Anlar, M. Feza Akgür, Emine Demirel Yılmaz, Seza Özen, Biray E. Caner, Feza Korkusuz, Dicle Güç, Filiz Onat, Ayeşgül H. Üner, Işıl Saatçi, Hayrunnisa Bolay Belen, Sevtap Arıkanf, Bensu Karahalil, Şermin Genç, Yasemin (Gürsoy) Özdemir, Janet Akyüz Mattei, Be iye Veysi (Bora), Fatma Reşit Arif Atasagun, Hayrünnisa Ataullah, İffet Naim (Onur), Fatma Müfide Kazım (Küley), Hamdiye Abdürrahim (Rauf), Sabiha Süleyman (Sayın), Suat Ras (Giz), Fitnat Celal (Taygun)
Türkçe
190 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 21 cm
İstanbul, 2015
ISBN : 9786053250500

20 Şubat 2014 Perşembe

TANYA ,NAZIM HİKMET



Naziler ona çok soru sordu. Tek bir soruya cevap verdi. O da adının ne olduğu sorusu idi. "Benim adım Tanya" dedi.
Nazım Hikmet'in yıllar sonra "... ve karların üstünde muzaffer gülümseyişi onun" diyerek uzunca "Tanya" şiirini yazdığı kadın.

Yakalandıktan sonra tecavüz edildi. Aşağılandı. Ve sistematik ne varsa uygulandı ama o hiçbir şey söylemedi. Tek bir sır vermedi.
Onu dar ağacına götürdüklerinde hayatının son cümlesini söyledi:
O askerlere tek bir şey söyledi:
"Hepimizi, 190 milyon kişiyi asamazsınız!"

Ve astılar...
Adım Nadya demişti ama değildi.
Bu kadının gerçek adı "Zoya Kosmodemyanskaya" idi.
Bir partizandı.
Öldükten sonra Rusların en saygın kahramanlarından biri sayıldı.

TANYA
Zoe’ydi adı
İsmim tanya dedi onlara
(tanya;
Bursa cezaevinde karşımda resmin
Bursa cezaevinde,
Belki duymamışsındır bile bursa’nın ismini
Bursa’m yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
Bursa cezaevinde karşımda resmin
Sene 1941 değil artık, sene 1945
Moskova kapılarında değil artık
Berlin kapılarında dövüşüyor artık seninkiler
Bizimkiler
Bütün namuslu dünyanınkiler..
Tanya;
Senin memleketini sevdiğin kadar ben de seviyorum memleketimi
Seni astılar memleketini sevdiğin için
Ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim
Ama ben yaşıyorum
Ama sen öldün
Sen çoktan dünyada yoksun
Zaten ne kadar az kaldın orada
On sekiz senecik...
Doyamadın güneşin sıcaklığına bile...
Tanya;
Sen asılan partizan, ben hapiste şair
Sen kızım, sen yoldaşım
Resmin üstüne eğiliyor başım
Kaşların incecik, gözlerin badem gibi
Renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil
Fakat yazıldığına göre koyu kestaneymişler.
Bu renk gözler çok çıkar benim memleketimde de...
Tanya;
Saçların ne kadar kısa kesilmiş
Oğlum memet’inkinden farkı yok
Alnın ne kadar geniş, ay ışığı gibi
Rahatlık ve rüya veriyor insanın içine.
Yüzün ince uzun, kulakladır büyücek biraz,
Henüz çocuk boynu boynun
Henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan.
Ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan
Süsünü sevsinler mini mini kadın.
Arkadaşları çağırdım bakıyorlar resmine;
_tanya
Senin yaşında bir kızım var.
_tanya
Kız kardeşim senin yaşında
_tanya
Senin yaşında sevdiğim kız
Bizim memleket sıcaktır
Bizde kıslar tez kadınlaşır..
_tanya
Senin yaşında kızlarla
Okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız
Tanya;
Sen öldün ne kadar namuslu insan öldü
Ve öldürülmekte
Ama ben,
Söylemesi ayıpmış gibi geliyor bana
Ama ben yedi yıldır kavgada
Hayatımı tehlikeye koymadan
Hapiste de olsa da yaşıyorum)
Sabah oldu tanya’yı giydirdiler
Ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu
İç etmişlerdi onları
Torbasını giydirdiler
Torbada benzin şişelesi, kibrit,
Kurşun, tuz, şeker....
Şişelesi boynuna astılar
Torbasını verdiler sırtına
Göğsüne bir de yazı yazdılar
“partizan”
Köyün meydanına kuruldu darağacı
Atlılar çekmiş kılıcı
Halka olmuş piyade askeri
Zorla seyre getirdiler köylüleri
İki sandık üst üste
İki makarna sandığı
Sandıkların üstüne yağlı urgan sallanır
Urganın ucunda ilmik
Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına
Partizan
Kolları bağlı arkadan
Durdu urganın altında dimdik..
Nazlı boynuna ilmiği geçirdiler
Bir subay fotoğrafa meraklı
Bir subay elinde makine; kodak
Bir subay resim alacak
Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğin içinden
“ _ kardeşler üzülmeyin gün yiğitlik günüdür.
Soluk aldırmayın faşistlere
Yakın, yıkın, öldürün....”
Bir alman vurdu ağzına partizanın
Genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan
Fakat askerlere dönüp devam etti partizan:
“_ biz iki yüz milyonuz
İki yüz milyon asılır mı?
Gidebilirim ben
Ama bizimkiler gelecekler
Teslim olun vakit varken...”
Kolhozlular kan ağlıyorlardı,
Cellat çekti ipi
Boğuluyor nazlı boynu kuğu kuşunun
Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
Ve hayata seslendi insan
“_ kardeşler
Hoşça kalın
Kardeşler
Kavga sonuna kadar
Duyuyorum nal seslerini geliyor bizimkiler...”
Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına
Sandıklar yuvarlandılar
Ve tanya sallandı ipin ucunda...
Nazım Hikmet Ran

15 Ocak 2014 Çarşamba

DÜNYAYI DEĞİŞTİREN KADINLARDAN ROSA LUXEMBURG



DÜNYAYI DEĞİŞTİREN KADINLARDAN
ROSA LUXEMBURG (05/03/1871-15/01/1919)
Polonya doğumlu Alman marksist politika teorisyeni, filozof ve devrimci.
"Burjuva toplumu tecavüz eden, alçak, kanla beslenen, pisliğe bulanmış bir toplumdur. Bu çılgınlık, Alman, Fransız, Rus ve İngiliz işçileri uykularından uyanıp birbirlerinin ellerini tutarak savaş çığırtkanlarının hayvani çığlıklarını ve kapitalist kan emicilerin boğuk seslerini, 'Bütün dünyanın işçileri, birleşin!' çığlığı ile boğmadıkları sürece durmayacak"
20. yy.ın en büyük devrimci kadınlarından, Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin (SPD) sol kanadının önderi Rosa Luxsemburg, 1871'de Çarlık Rusya'sının işgali altında bulunan Polonya'da doğdu. 15 yaşında aktif politikanın içine girdi ve sosyalistlerle ilişki kurdu. Çarlık rejiminin baskısı sonucu 1889'da İsviçre'ye kaçtı ve Zürih Üniversitesi'ne girdi; felsefe, tarih, matematik, botanik ve hukuk eğitimi aldı. Hayatında büyük etki bırakacak birçok sosyalist sürgünle tanıştı: Lenin, Plehanov ve uzun yıllar sevgili olarak kalacakları Jogiches bunlardan birkaçıdır.
İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesine kendi adayan ve bu uğurda her şeyden vazgeçen Rosa, o yıllarda sosyalistler için çekim merkezi olan Almanya'ya yerleşti ve SPD'nin aktif bir üyesi oldu. Girdiği andan itibaren partiyi daha eylemci bir çizgiye çekmek için mücadele etti. Antimilliyetçi yaklaşımları, işçi örgütlenmesine ve sınıfın öncü rolüne olan vurgusu, mücadelenin başlıca vasıtası olarak kitle grevini görmesi, eylem içindeki kitlelerin kendi deneyimlerinden ders çıkarmalarına olan inancı ile ilgili fikirleri tüm Avrupa'da yankı uyandırmakta, genç kadının yazdığı makaleler büyük ilgi görmekteydi. Rosa, kendisini hayalcilikle suçlayan ünlü teorisyenler Kautsky ve Bernstein'a kafa tutuyor, her türlü eylemlilikten kaçan SDP yönetimini revizyonistlikle suçluyordu.
1904-1906 yılları arasında üç kez hapse girdi ve tüm olumsuzluklara rağmen mücadelesine yılmadan devam etti. Yakın arkadaşı olan Clara Zetkin'le birlikte 1905 Rusya işçi ayaklanmalarını selamlamak için gösteriler örgütlediler. Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce, 1911 yılında, ilk Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlandı.
SPD'nin desteği ile Almanya savaşa sokuldu. Kadınlar, savaşın en çok ezilen tarafı olmanın bilinciyle mücadeleye atıldılar. Savaş yıllarında kadınlar hem savaşa giden erkeklerin yerine işe alınıp yoğun bir şekilde sömürülmekte hem savaşın faturasını ödemekte hem de savaş alanlarında cinsel sömürüye maruz kalmaktaydılar. Mart 1915'de, Clara Zetkin ve Rosa, savaşa karşı "Uluslararası Kadın Konferansını" düzenlediler.
Rosa'nın SPD'den ayrıldıktan sonra arkadaşlarıyla kurduğu Spartaküs Birliği,Kasım 1918'de ayaklanma kararı aldı; ama Alman ordusu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırdı. Alman egemen sınıfının hedef tahtasında olan Rosa ve arkadaşı Karl Liebknecht tutuklandılar. Cezaevine götürülürken askerler tarafından dövülerek , şakaklarına sıkılan kurşunlarla katledildiler. Cesedi üç ay sonra bir kanalda bulunan Rosa, ölümünden önceki son yazısında şöyle haykırıyordu:
"Berlin'de düzen hüküm sürüyor. Sizi budala çakallar! Sizin 'düzen'iniz kumdan inşa edilmiştir. Yarın devrim bir kere daha ayağa kalkacak ve trompet sesleriyle haykıracaktır: Buradaydım, buradayım, hep burada olacağım