kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2012 Cumartesi

KÜTÜPHANECİ*




Yıl 1943.

Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.

Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:

“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.


– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir.

Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.

İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.

Kütüphaneye de bir yazı asar:

“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”

Köydeki çocuklar şaşırır.
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var.

Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir.

Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.

Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor.

Zenith ve Singer’e mektup yazar:

“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun?

Bulunduğun yere yenilik katmalısın.

Mutlaka adım atmalısın.

Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.

Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var..!



*Yazarını  bilmiyorum ,notlarımın arasında idi yayınlamak istedim.

27 Mart 2012 Salı

KÜTÜPHANELER



           Mart ayının son haftası  pazartesi ile başlayan hafta "Kütüphaneler Haftası "olarak kutlanır.Kitap evi ,kitapların toplu bulunduğu yer...Yazı tarihimiz kadar eski kurumlar. Taş üstüne ,deri üzerine derken sonunda kağıt icat edilmiş kitaplar çoğalmış.Daha çok insan okusun ,bilgilensin diye kitaplar bir mekanada toplanmış ve kütüphaneler olmuşmuş.Kitap okumanın önemini kavratmak, dikkat çekmek amacıyla da her yıl bugünlerde   hafta kutlanır.
Yaşadığım İlçedeki  Halk kütüphanesinin çocuk bölümünden kareler
                                        

          Anımsadığım ilk" Kütüphaneler haftası "kutlamalarında şu sözleri söyledim "kitapsız yaşamak kör,sağır,dilsiz yaşamaktır" .Belki birinci sınıftaydım ilkokulun belki ikinci sınıf..Küçük hikaye kitaplarımız vardı mavi yada kımızı kaplı.Yanlarında minicik etiketli.Yeni kitap aldığımda sevinçle eve koşar anneme gösterirdim.Annem okumayı çok severdi. Ben okuduktan sonra  o da okurdu;ben hikayeyi anlatırken  doğru anlayıp anlamadığımı böylece kontrol ederdi .Sınıflarım büyüdükçe okul dışında  çocuk ve şehir kütüphaneleri ile tanıştım.Sessiz ,soğuk kitap kokulu mekanlar.Kendimi en mutlu hisstiğim anlar.Minicik ellerimle zor kaldırdığım ansiklopetiler.Keşke evimizde olsa gece gündüz okusam dediğim ansiklopetiler..(Şimdi atacak yer bulunamayan ansiklopetiler).Yaşımız küçük olduğundan eve ödünç kitap verilmezdi ;akşam olup memur kapatıyoruz dediğinde yüreğim cız ederdi. Ne olur eve götürebilseydim diye içten içe isyan ederdim.


          Hiç unutamadığım bir anım da Nazilli Halk Kütüphanesinde lise yıllarımdandır .Sanat tarihi öğretmenimiz Ayça Hanım ünlü ressamların hayatlarını araştırmamızı isterdi. Bana ünlü ressam El Greco çıkmıştı çekilen kurada. Okul çıkışı,bir öğleden sonra kütüphanedeydim. sonra kütüphanedeyim  ;ansiklopetilerden buldum bilgileri. bilgiler çok uzun ,tek başıma  yazmakla akşama yetiştirmem olanaksız.O günlerde fotokopiler yok,olsa da ben bilmiyorum. Bir an başımı kaldırdım ; güzel bir yüz ,güzel bir çift göz bana bakmakta.Bir ( sanırım ünüversiteli)  abla ; benim sıkıntımı, telaşımı uzaktan izliyormuş .Yanıma geldi nasıl yadımcı olabileceğine karar verdi. Bilgileri özetliyecektik,o daha hızlı yazdığı için yazıverecekti.Sevinçle kabul ettim,o güzel yüzü ve düzgün parmakları uzun yıllar geçse de unutmuyorum, unutamam da..Çok düzgün el yazısı ile araştırmam mesai saati bitiminde hazır olmuştu.O kağıdı  sakladım ,belki bir eski defterimin arasındadır hala .O yazıyı unutmadığım gibi ressam El Greco yu da hiç unutmadım.

           Kütüphaneler benim en sevdiğim mekanlar olarak yaşantımın içindeler.Yüksek öğretim yıllarımda İzmir 'de başta" Milli Kütüphane" olmak üzere büyük kütüphaneler de güzel anılarımın geçtiği mekanlardır.

          Haftayı kutlarken ;bol kitaplı günler dilerim,kitaplar eksilmesin hayatımızdan...

Arzu Sarıyer