şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2013 Cuma

EVLER BEHÇET NECATİGİL




 Behçet Nacatigil 'e saygı ve özlemle ...

EVLER
 İnsanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar. 
İrili ufaklı, birbirinden farklı, 
Ahşap evler, kagir evler yaptılar. 

Doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu, 
Evlerin içi devir devir değişti 
Evlerin dışı pencere, duvar. 

Vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde 
Kalbi kara insanlar oturdu. 
Gündelik korkuların çökerttiği evlerde 
O fıkara insanlar oturdu. 

Evlerin çoğu eskidi gitti, tamir edilemedi, 
Evlerin çoğu gereği gibi tasvir edilemedi. 
Kimi hayata doymuş göründü, 
Bazılara zamana uydular. 
Evlerin içi oda oda üzüntü, 
Evlerin dışı pencere, duvar. 

Evlerde saadetler sabunlar gibi köpürdü: 
Eve geldi bir tane, nar gibi, 
Arttı, eksilmedi. 
Evleri felaketler taunlar gibi süpürdü. 
Kaderden eski fırtınalar gibi, 
Ardı kesilmedi. 

Evlerin çoğunda dirlik düzen 
Kalan bir hatıra oldu geçmişte. 
Gönül almak, hatır saymak arama. 
Evlatlar aileye asi işte, 
Bir çığ ki kopmuş gider, üzüntüden. 
Evlerde nice nice cinayetler işlendi, 
Ruhu bile duymadı insanların. 
Dört duvar arasında aile sırları, 
Bunca çocuk, bunca erkek, bunca kadın, 
Gözyaşlarıyla beslendi. 

Çocuklar, büyük adam yerine evlerin kiminde: 
Çocukları işe koştu kalabalık aileler. 
Okul çağının kadersiz yavruları, 
Ufacık avuçlardan akşamları akan ter, 
Tuz yerine geçti evlerin yemeğinde. 

İnananların kaderi besbelli evlere bağlı, 
Zengin evler fakirlere çok yüksekten baktılar, 
Kendi seviyesinde evler kız verdi, kız aldı. 
Bazıları özlediler daha yüksek hayatı, 
Çırpındılar daha üste çıkmaya 
Evler bırakmadı. 

Yeni yeni tüterken ocakların dumanı 
Kadın en büyük kuvvet erkeğin işinde 
Erkekleri kaçtı, kadınları kaçtı 
Evler dilsiz şikayet kaçmışların peşinde. 

Şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı, 
Kulübeler, evler, hanlar, apartmanlar 
Bölüşüldü oda oda, bölüşüldü kapı kapı 
Ama size hiçbir hisse ayrılmadı 
Duvar dipleri, yangın yerleri halkı, 
Külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar. 


Yazar : BEHÇET NECATİGİL

Fotograf:Arzu Sarıyer

19 Mayıs 2013 Pazar

19 MAYIS


SEN
Uzak bir rüya/ Uçtuğum çocuk gecelerimden
Sen,
Reyhanlı’dan Halep’e/ Gözyaşlarımda ışıldayan sevgili
(İtiraf ediyorum/ Uçamıyorum artık
Hangi yalanımı duydum?
Hangi çocuk yarasında kan/ Kazanç hırsım…)
Sen,
Sevdiğimi söylediğimde
Titreyecek bir ses gibisin/ uzak bir yıldız
Ürperip üşümende/ Kan kokusu/ Bomba sesi
Bir insanın yüreğini sökebilen yabanlık
Din bezirgânları/ sahte gözyaşları/ binlerce kilometre öteden - katiller başıyla verilmiş görüntüler
Uzak olsun senden
Kal içimde hep…
Söylenmemiş bir aşk
Yarım kalmış bir şiir olarak
Sen,
Bayramımsın 19 Mayıslar gibi;
Emperyalizmin ve kapitalizmin döktüğü kana inat!
Bağımsızlık ve özgürlüğüm/ İnsanlık onuruyla bezeli…

ALPER AKÇAM, 19 MAYIS 2013,

30 Ağustos 2012 Perşembe

30 AĞUSTOS

30 AĞUSTOS

Korkunç ıssız bir gece yer kara gökler kara
Ufuklar benzemekte tunç yüzlü bir hisara
Dinmeyen bir sarsıntı uğultulu bir rüzgar
Bir lav akını gibi dökülen yıldırımlar
Her yanda halka halka zincirleşen bir yangın
Her bastığı toprağı yakan yıkan bir akın
Bir akın ki sonunda muhakkak bir ölüm var
Kurtuluş ümitleri, sönük, bir hülya kadar.
Fakat bir gün oldu ki baş gösterdi doğudan
Bir güneş kadar nurlu inançlı bir kahraman
O güneşin nuruyla zulüm yere kapandı
Gönüllerde sönmez bir inan meş'ali yandı.
Ulus da şaha kalktı güç bir küheylan gibi
Döküldü cephelere sonsuz bir tufan gibi.
Atanın buyruğuyla her Türk bir ateş oldu
Ateş değil kükreyen volkanlara eş oldu.
Doğu, güney, Sakarya ve birinci İnönü
Gösterdi varlığını acuna Türk budunu.
Fakat bitmiş değildi henüz ülkülerimiz
Kızıl bir tan isterdi yalın süngülerimiz
Bir sabahtı, ufukta sökerken o gerçek tan
Ateş! Emrini verdi orduya başkomutan.
Bir kızıl alev gibi titrerken Türk Bayrağı
Her cephe kesilmişti bir yıldırım kaynağı
O sabah gün doğmadı karardı gök dumandan
Bataryalar farksızdı kudurmuş bir volkandan
O sabah yer sallandı kıyamet kopar gibi
Türk ordu yürürken çelik bir duvar gibi.
O sabah dize geldi haksızlığın günahı
Ah! O sabah, o sabah, o kurtuluş sabahı.
Kulaklar durdu seri tabyaların sesinden
Gece bastı düşmanı şarapnel gölgesinden
Yedi yılda yıkılmaz dedikleri siperler
Yedi saat geçmeden oldu yerle beraber
Hedef Akdeniz asker diyen sesin inanı
Mermi gibi fırlattı pusudan her aslanı
Granitler çatladı hamurlaştı çelikler
Issız kaldı düşmanın beklediği her siper.
Akarken piyadeler bentler yıkan sel gibi
Kanatlandı atlılar keskin esen yel gibi
O gün batının kolu bir yay gibi büküldü
Bükülmeyenler ege sularına döküldü
Ogün hak dile geldi batılın ensesinde
Dinmez bir hınç bir onur kabarırken sesinde
O gün sular duruldu gözlere çarptı kara
O tan ışıkları sardı karanlıklara
O gün değişti tarih, değişti başlar o gün
O gün eğildi türkün gücü önünde acun.
26 ağustosta başlayan bu güçlü hız
Yadellerden çıkardı anayurdu tertemiz
Bu öyle bir zafer ki yok tarihlerde eşi
Bu zaferle sönmedi sönmez hakkın güneşi
Bu zafer kanlı zafer, bu zafer şanlı zafer
Bu zafer ki Ağustos 30 unvanlı zafer.
Bu zafer volkanları yıkıp söndüren zafer
Bu zafer düşündükçe başlar döndüren zafer
Bu zafer kalelerle saraylar yıkan zafer
Bu zafer ta ezelden ebede akan zafer
Bu kutsal gün kazandı koca Türk bu zaferi
Bu gün astı ta arşa kılıcını Türk eri
Bu gün acunun Türk'e boyun eğdiği gündür
Bu gün başlarımızın göğe değdiği gündür
Ey tarihi şerefle şanla dolu yüce Türk!
Ve sen ey bin beladan arta kalan koca Türk!
Yüz yıllarca çarpıştın gelmedi sırtın yere
Bütün dünya birleşip sınadılar kaç kere
Tarih şahit ki ey Türk aslan oğlu aslansın
Bu zaferinle artık inanmayan insansın
Eğilmeyen başınla bin yaşa binler yaşa
Gücün her an işlesin çeliğe tunca taşa
Sana selam ve sevgi ey güçlü Türk ordusu
Sana içten saygılar ey ulu Türk ordusu.
Göklerde kartal, yerde aslan, suda kaptansın
Her yönden kudretlisin, erkinsin, kahramansın.
Ey bu zafer yolunda kanını döken erler
Ey namusu uğrunda canın veren asker
Ey hür yaşamak için şehir düşen Türk oğlu
Sen şehit oldun fakat kurtuldu Anadolu
Ölmedin, sönmedin sen yaşayacak özvarın
Senin saygınla çarpan gönlümüzdür mezarın
Ey yıllarca ayrılıp öz baba ocağından
Yerinden yuvasından dükkanından bağından
Erkekçe dövüşerek yolda süngü süngüye
Gazililikle eren bu zafere bu ülküye
Bizimçin önünden geçmek hakkı yok bu gün
Huzurunda eğilmek ödevdir bizim içün
Bin yaşa onurunla binler yaşa sanınla
Kahraman ulusunla yüce komutanınla
Ey yokluklar içinde varlık çıkaran önder
Azminle inanınla yarattığın bu zafer
Tarihin görmediği bu şeref ve şan senin
Gönül senin, can senin, damarlarda kan senin
Yüreğimiz sevginle saygınla dolu Ata
Başımızda bin yaşa, bin yaşa ulu Ata.

İhsan OZANOĞLU (Zaferden Zafere)
KASTAMONU

18 Mart 2012 Pazar

KONUŞMA DİLİNİN ŞİİRİ // ATAOL BEHRAMOĞLU

KONUŞMA DİLİNİN ŞİİRİ

Sevdiğimiz şiirlerden aklımızda yer etmiş bazı dizeler ille de simgesel, mecazsal sözler değil, kimi kez, hatta çoğu kez sıradan sözcüklerdir.

İzninizle dilimin ucuna bu bağlamda ilk gelen bazı dizeleri sıralayayım:

Ne güzel şey hatırlamak seni (Nâzım Hikmet) / Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış (Yahya Kemal) / Her şey yerli yerinde havuz başında servi (A.H. Tanpınar) / Tahtadan yapılmış bir uzun kutu (Necip Fazıl) / Yaş otuz beş yolun yarısı eder (Cahit Sıtkı) / Üfleme bana anneciğim korkuyorum (Dağlarca) / Beşikler vermişim Nuh’a (A. Arif) vb…

Her biri bir güzel şiiri başlatan bu dizeler bütündeki bağlamdan koparılarak okunduğunda pek de şiirsel gibi gelmeyebilirler... Sıradan düz yazı cümlelerinden farksız oldukları bile söylenebilir. Onlara şiir lezzetini kazandıran, sonraki dizeler ve böylece de şiirin bütünü içinde kazandıkları işlevselliktir. Şimdi birkaç tanesiyle bunu örnekleyelim:

Ne güzel şey hatırlamak seni / Ölüm ve zafer haberleri içinden / Hapiste / Ve yaşım kırkı geçmiş iken

Şairin bu dizeleri hangi ortamda, kendi yaşamının, ülkesinin ve dünyanın hangi döneminde yazdığını bilmek, bu olgulara yakınlık duyanlar için şiirselliği daha da arttıran etkenlerdir. Yukarıdaki dizelerin her birini böylece bütünseldeki bağlamına oturtarak, anlama ve sese ilişkin örgünün oluşumunu göstererek, nasıl şiirsellik kazandıklarını görebiliriz. Bunlar konuşma dili cümleleridir, fakat bütün içinde anlamsal ve biçimsel öğelerle şiirsellik kazanmışlardır… Buna gereksinimi olmayan, başlı başına şiir olan dizeler de vardır. Bu tür dizeler genellikle simgesel, mecazsal, konuşma dilinden alınmamış öğelerle yapılmışlardır…

Birkaç örnek: Gülün tam ortasında ağlıyorum (C. Süreya) / Örneğin rakı içiyoruz içimize bir karanfil düşüyor gibi (E. Cansever) / Sular bizden akıllıdır (Dağlarca) / Sabah şaire saldırıyor (İ. Özel) / Eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum (A. İlhan /) Ben senin krallığın ülkene yetiştim (İ. Berk) vb…

Bu örneklerden sonra asıl söylemek istediğime geliyorum…

Yine konuşma dilinden alınmış, hatta konuşma dilinin tam içinden çıkmış olup, herhangi bir mecaza ya da simgeye de dayanmaksızın ve bağlama da gereksinim duymaksızın başlı başına şiir tadı taşıyan dizeler de vardır…

Bence Orhan Veli bu türden bir şiirin, daha açık bir deyişle de konuşma dilinden çıkarılmış, konuşma dilinin kendisinin şiire dönüştürüldüğü bir şiirin öncü şairidir. Farklı şiirlerinden dizeleri yan yana sıralayarak ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım: Gün olur alıp başımı giderim / Bakakalırım giden geminin ardından / Her bir tüylerinde ayrı telaş / İçmeyip de ne halt edeceksin / Yazık oldu Süleyman Efendiye / Bir acayip kuşların hali / Serde erkeklik var ağlayamam vb…

Şimdi biraz daha ilerleyerek Metin Eloğlu’na ve oradan da Can Yücel’e geliyorum: Hasan değil sen değil sürahiyi kim kırdı (M. Eloğlu) Orhan Veli’nin izinden giden bir şair olarak Metin Eloğlu, işi “lettirisme”e (sözcükçülüğe) vardırmadan önce ya da irini dozunu çok abartmadığında, “Horozdan Korkan Oğlan” vb kitaplarındaki şiirleriyle, şiirimizi konuşma dilinin doyumsuz tatlarıyla, yanı sıra da günlük yaşamın kendisinin canlı şiiriyle donatmıştır…

Can Yücel de öyledir. Onun birçok şiirinde dil, şiirin kendisi gibidir. Sanki şiiri değil, dili okuyor gibiyizdir… Söz gelimi, “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim”i böyle okuyun, ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır…

Ve Turgut Uyar… İkinci Yeni şairleri içinde, tek tek dizeler bağlamında, simge ve mecazı en az kullanan belki odur…

Sana bir boyun atkısı gerek çünkü kış geldi…

Ne kadar yalın, insanca, mecazsız, simgesiz ve şiirle dolu…

Ya da: İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım…

Aynı şey…

Ya da: Halbuki korkacak hiçbir şey yoktu ortalıkta / Her şey naylondandı o kadar / Ve ölünce beş on bin ölüyorduk güneşe karşı…

Sıradan sözlerle yapılmış büyük bir şiir…

Bunları bana, bir kez daha, şu günlerde yayınlanan “Aşkla Kedi Arasındaki Yedi Benzerlik” adlı kitabındaki şiirleriyle Barış Pirhasan düşündürdü… Pirhasan’ın şiirleri, yukarıdaki örneklerde olduğu kadar açık, aydınlık, anlaşılır değil… Ama dikkatli bir okuma, bu şiirlerde, bölünmüş hayatlarımızın parçalanmış kırıntılarından, kırpıklarından oluşturulmuş, acıtıcı, hakiki, canlı, somut imgesini görecektir… Belki tümüyle mecazsız ve simgesiz değil, fakat kesinlikle abartısız, yaşamın kendisi gibi karmaşıklığı içinde yalın, savrukluğu içinde tutarlı şiirler…

Konuşma dilinin, somut yaşamın, başkaca bir aracıya gereksinimi olmaksızın şiir oluşu…

Cumhuriyet Gazetesi Pazar  Eki 18.03.2012
Pazar Söyleşileri. ATAOL BEHRAMOĞLU

4 Mart 2012 Pazar

ŞİİR OTEL / ATAOL BEHRAMOĞLU




ŞİİR OTEL

Şiir ve otel denildiğinde benim aklıma öncelikle Necip Fazıl’ın “Otel Odalarında” adlı şiiri gelir:

Bir merhamettir yanan daracık odaların

İsli lambalarında isli lambalarında…

Bu iki dizeyle başlayan şiir hüzün dolu ikili dizelerle (beyit) sürüp gider…

En ücra taşralarımızda bile beş yıldızlı otellerin boy gösterdiği ülkemizde hâlâ böyle oteller var mıdır, bilmem. Fakat şairin en güzel şiirlerinden biri olan bu şiiri, bizim edebiyatımızda otel kavramının bir hüzün ve yalnızlık imgesi olarak işlendiği, bunun da ötesinde bu kavramın şiire getirildiği belki de ilk örnektir.

Bunları yazarken Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları”nı unutmuş değilim kuşkusuz. “Han”, bambaşka bir konu… Onlar modern anlamıyla otel olgusunun çok daha öncelerdeki örnekleridir. Sıradan halkın konaklama mekânlarıdır. Çamlıbel’in şiirindeki öykü ne kadar hüzün verici olsa da, hanlar Necip Fazıl’ın betimlediği otel odalarından farklıdır… Halkın bulunduğu yerde, ne kadar yoksulluk olsa da, yalnızlık pek yoktur… Yalnızlık modern yaşama özgüdür…

***

Bu çok ilginç konu, bizim edebiyatımızda ve dünya edebiyatında otel izleği, derinliğine incelenmeye değer… Aklıma ilk gelen örnekler olarak Chauser’in “Canterbury Hikâyeleri”nden Jules Laforgue’un “Anonimin(adsızın) Büyük Oteli”ne kadar dünya edebiyatının (şiirinin) hanlarında ve otellerinde bir gezinti… Bizim edebiyatımızda halk şiiri örneklerinden, belki Evliya Çelebi’den başlayarak, yukarıdaki örneklerden geçerek, Nâzım Hikmet’in gurbet şiirlerine, Cansever’in “Oteller Kenti”ne bir yolculuk…

Bütün bunlar çok sayıda ve heyecan verici edebiyat incelemesi konularını oluştururdu… Fakat ben şiir ve otel konusunda bu uzun girişi burada noktalayarak yazımın başlığına gelmek, geçen yıl Denizli’de açılan harika otelden, “Şiir Otel”den söz etmek istiyorum…

***

Denizli “Şiir Otel”i, yukarıda sözünü ettiğim şiir ve otel konulu bütün kavramları altüst ediyor... Tepeden tırnağa şiirle donanmış bir otel bu… Adından başlayarak, “şiir otel” sözcükleri işlenmiş havlularına, terliklerine kadar… Duvarlarında şair büstleri, portreleri; gözünüzün değdiği her yerde şiirler, dizeler, şiire ilişkin çizimler; lobisinde dallarından yaprak yerine üzerlerinde şiirler yazılı kâğıttan yaprakların asılı olduğu şiir ağaçları… Bir şiir kitaplığı… Her biri bir şairin adını taşıyan odaların bulunduğu katlardan ve oda kapılarından başlayarak, oda içlerini de donatan şiirler, dizeler, şair portreleri…

Bunların yanı sıra, bir otelin sahip olması gereken temizlik, rahatlık, aydınlık, sadelik ve ferahlık…

Denizli “Şiir Otel”, şiir ve otel kavramlarının akla getirebileceği yalnızlık ve hüzün kavramlarını tersine çeviriyor…

Evinizden daha çok evinizde gibi oluyorsunuz…

Orada geçirdiğiniz zaman süresince şiirin konuğusunuz çünkü…

***

Bunca ülke gezdim… Kendi ülkemizde ve başka yerlerde sayısız otelde kaldım…

Ben Denizli’deki “Şiir Otel” gibi bir yer ne gördüm, ne işittim…

Önümüzdeki Mart ayının 22-25 tarihlerinde, Dünya Şiir Günü’nün kutlamalarından biri, başka ülkelerden seçkin şairlerin de katılımıyla Denizli “Şiir Otel”de yapılacak…

“Şiir Otel” adı Türkiye’de olduğu kadar dünyada da duyulmaya, öğrenilmeye, merak uyandırmaya başlayacak…

Denizli’ye, Pamukkale’ye, ülkemize ve şiire böyle bir güzellik armağan eden, başta Esat Bozbıyık olmak üzere otel sahipleri ve bütün yöneticileri, çalışanları, her türlü övgüyü, teşekkürü hak ediyor…

Şiirseverlerle 22-25 Mart Dünya Şiir Günü kutlamalarında, Denizli Uluslararası 1. Şiir Festivali’nde, “Şiir Otel”de buluşmak üzere…

Cumhuriyet Pazar Dergi 04.03.2012
ATAOL BEHRAMOĞLU Pazar Söyleşileri