23 Nisan 2026 Perşembe

23NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN



 Dünyada çocuk bayramı kutlayan tek ulus biziz.Yüce Atatürk ulusal egemenliğin ilan edildiği 23 nisan1920 Türkiye Büyük millet Meclisinin açılış yıl dönümünü Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak ilan etmiştir. 106 yılını kutluyoruz.Hiç bir liderin düşünemediği bu iki önemli kavramı Atatürk düşünmüştür  "Ulusal egemenlik ve çocuk" KUTLU OLSUN...


" Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk pırıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek, ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz!” Mustafa Kemal ATATÜRK


23 NİSAN

Yirmi üç Nisan...

Yurdu koruyan

Yarını kuran

Sen ol çocuğum!..

Eskiyi unut,

Yeni yolu tut.

Türklüğe umut

Sen ol çocuğum!..

Bizi Kurtaran

Öndere inan.

Sözünü tutan

Sen ol çocuğum!..

Küçücüksün bugün,

Yarın büyürsün.

Her işte üstün

Sen ol çocuğum!..

Çalışıp öğren;

Herşeyi bilen,

Yurduna güven

Sen ol çocuğum

HASAN ALİ YÜCEL


Nazım Hikmet:


''Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında

dünyayı çocuklara verelim

kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi

hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

çocuklar dünyayı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler''


Not:"23 NİSAN Neşe doluyor insan" Şiirdeki nakarattaki gibi neşeli kutluyamıyoruz bayramımızı. Acımız büyük,acımız taze...  Urfa ve Kahramanmaraş'da iki okulda öğretmen ve öğrenciler katledildi öğrenciler

tarafından... 

Arzu Sarıyer

17 Nisan 2026 Cuma

17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞUNUN 86.YILI


 

17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞUNUN 86.YILI


Bahar aylarından en çok nisanı seviyorum.İlkbaharın tüm güzeliği ve çoşkusu ile doğanın canlanması çok güzel. Bana göre nisanı daha da güzel yapan iki güzel bayramı yaşatması.Bayramın biri 23 nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.Ki dünyada sadece bizim ülkemiz böyle bir bayramı kutluyor. Bir ilktir.Diğeri ise 17 Nisan 1940 Köy Enstitülerinin kuruluş günü ve bayramı.Türkiye’nin kendi rönesansını yarattığı bir dönem.Dünya eğitim tarihine altın harflerle yazdırdığı destansı eğitim kurumları” Köy Ensititüleri”  dünyada ilk ve tek bizim ülkemizdedir.21 Köy Ensititüsünü anlatmaya sayfalar ve yıllar yetmiyecektir.21 Köy Enstitüsünün yaktığı çoban ateşi on üç yıl sonra söndürüldü.Söndürme eylemseldi.Ateşin aydınlığı o kadar güçlüydü ki yetmiş yıldır hiçbir kuvvet karartamadı.Işık saçmaya devam ediyor. Orada yetişen yüzlerce yüce kalem tutan eller edebiyatımızda.


Onlar  Anadolu'nun kara bağrında kara kuru ,çelimsiz çocuktular.Onların babaları ,dedeleri paşa,anneleri sultan değildi.Onlar gözlerini köşk kitaplıklarında açmadılar,onlar gözlerini saman sarısında ,tezek ahırında açtılar.Bir ışık  doğdu onların çocukluklarında Anadolu'da;  Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç ışığı ...Yirmi bir tane çoban ateşi ışıldadı  ,yurdun dört etrafında ..Işıldadı yüzler,karanlık aydınlığa dönüştü; Onlar Mahmut Makal ,Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran oldular.Edebiyatımızda, sanatımızda, bilimimizde unutulmaz eserler verdiler...


Nice yüce yürekli güzel aydınlarımız sanatın,bilimin içinde.Işık nasıl söner …Aşağıdaki şiir onları o kadar güzel anlatıyor ki ben ne yazsam hafif kalır.Bu güzel bayramı kutluyor o güzel insanları saygıyla selamlıyorum.

Arzu Sarıyer


DİYOR Kİ TOROSLARIN SANA BENZEYEN YÜZÜ*


Nerede çocuk gözlü tomurcuklar,ıslak çimenler

gökyüzünü yeniden yaratan kuş sesleri?

çicek sulayan,ocak tüttüren;

yaşamı nakışa,sevince dönüştüren

milyonlarca insan?..

Çığlıklardan ve acılardan

bir kül yığını bıraktı Hitler...

Gittikçe derine işleyen

kapanmaz yaralar  Musolini

Onların yolunu tuttu işte bizdeki çömezler.


Nasıl alkışlamıştık Karl Ebert'i Hasanoğlan'da

lanetleyerek savaşı ve diktatörleri,

saçlarından tarihe

ışıklar düşüren Karl Ebert'i

Nasıl dokunmuştu açık hava tiyatrosunda

ışıltısına bin yılların.


Doğrulmuş nereye bakıyordu güvenle

İstasyon Tepesi'nden

Rodin'e merhaba deyip

Bozkıra Tohum Saçan Köylü Yontusu

Neler oluyor şimdi ülkede...


Neyin başkenti gayrı Ankara

Neden çekip gitti Karl Ebert

Sürüklenen kimlerdi Şevket Aziz Kansu'yla

Niçin yıkıldı Tohum Saçan Köylü

Özü öze bağlayann Tonguç nerede

Hürriyet,serbest seçim,demeokrası

Ya pis bir konu gibi yayılan korku'

Okuyor musun gazeteleri?


"Peker muzır faaliyetler ezilecek dedi"

"Sirer'e göre tehlike sanıldığından da büyük"

"korkunç ifşşaat: her köy kolhoz olacaktı..."

"Hasan Ali -Kenan Öner Davası..."

"Fesat yuvaları kapatılacak..."

Dünyada biten savaş bizde başlıyor sanki

Okuyor musun gazeteleri?


Bak ,ne diyor Marko Paşa'da

Sabahattin Ali:

"Tekrar yabancı sermaye köleliğine girmeyi özleyenler,

en iyi vatansever rölündeler...

On sekiz milyona irfan nurunu götürebilmek yolunu tutan

İçerde ve dışarda ,dostun düşmanın hayran olduğu hür

düşünce ve çalışma yuvaları,Köy enstitüleri,atılan

tırpanla,Ortaçağ müesseseleri haline getirilmek üzere"

Neleri biçecek daha o tırpan

Okur musun gazeteleri?


Susturuluyor ince hünerlerle

Türkülere yürüyen özsu

Ve Kızılcullu'da, Savaştepe'de,Ortaklar'da

Kostak kostak yere diz vuran özlem

Ve Arifiye'de ,Cılavuz'da ,Gönen'de

Patlayan güllere dönen sevgi

Susturuluyor tüm Enstitülerde

Binlerce kolla

Anadolu'ya sarılan imece


Umuda düşlere batırıyorlar dişlerini

Taç yapraklarına tanyerinin

ilk balyoz Hasanoğlan'a

Konma bülbül konma

kırık dallara


Diyor ki Torosların sana benzeyen yüzü

Diyor ki ardıcı, çamı, yarbuzu

Çok gördük ihaneti

Tanıktır zamananın kardeşi Deliorman

Serez çarşısında asıldı Bedreddin

Sivas çarşısında Pir Sultan


Diyor ki Prometheus yüzlü Tonguç

Rüzgar ne değin sert eserse essin

Dağ başlarında dimdik durur meşeler


Aksu'da limon ağaçlarını kestiler

Kanıyor Milo Venüsü'nün kırık kolu

yüreğime döküldü

Gelinlğini dokuyan ak çiçekler


Diyor ki zamana dayanıklı taşlar

gördük Mussolini'nin Hitler'in sonunu

Tekin değildir Anadolu

Pir Sultan ölür ölür dirilir

Senden de Hızır Paşa senden de

Gün gelir hesap sorulur.


*Mehmet Başaran "Sis Dağının  Başında Borana Bak Borana"

18 Mart 2026 Çarşamba

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE MEHMET AKİF ERSOY


 18 Mart Çanakkele Zaferimizin yıldönümünü kutlarken Yüce Atatürk ,Gazi ve şehitlerimizi saygı ile anıyorum.

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı! "
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

(1) İlk baskılarda:...kum gibi, mahşer mi, hakîkat mahşer.
(2) İlk baskılarda:...duruyor karşında,
(3) İlk baskıda: Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
(4) İlk baskılarda: Ebr-i nîsânı açık...