8 Mart 2026 Pazar

DÜŞÜNEN KADIN İLHAN SELÇUK

 PENCERE


Düşünen Kadın

Çocukluğumdan beri bizim eve ‘Büyük Saatli Maarif Takvimi’ alınır; sevimli, öğretici, anımsatıcı, uyarıcı bir takvimdir bu...

Takvim 24 Şubat günlü yaprağının birinci sayfasına not düşmüştü:

Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun vefatı. Yıl 1992.

Takvim yaprağının arkasında Hocam Velidedeoğlu tanıtılıyordu:

“11 yıl önce bugün Hukuk Profesörü ve devrimci yazar Velidedeoğlu İstanbul’da vefat etti. Hıfzı Veldet, Atatürk’e olan sevgisiyle, onun inkılaplarına içten bağlılığıyla büyük ün yaptı. Uzun yıllar Cumhuriyet’teki haftalık yazılarından başka çok sayıda makale ve kitabı çıktı. Hocalığının yanı sıra rektörlük de yapan Velidedeoğlu’nun yurtiçinde ve dışında alınmış çok sayıda mesleki ödülü vardır. Aşağıdaki ‘Düşünen Kadın’ başlıklı yazı Hoca’ya aittir.”

Son günlerde savaş rüzgârlarıyla sarsılan ülkemizde Hocam’ı anmak fırsatını bulamamıştım; isterseniz onun ’Düşünen Kadın’ başlıklı yazısını birlikte okuyalım.

*

“Michelangelo’dan sonra 16’ncı yüzyıldan beri en büyük yontuculardan (heykeltıraşlardan) sayılan Auguste Rodin’in (1840-1917) Paris’teki müzesini, öğrencilik yıllarımda gezerken ’Düşünen Adam’ yontusu beni çok etkilemişti.

Yontunun orijinali bahçedeki ayrı bir binanın içindeki yüksek balkonda, öne doğru eğilmiş olarak, zemin katta dolaşanlara bakıp gerçekten düşünüyor gibiydi; yontunun bir kopyası müzenin bahçesindeydi. Sonraki yıllarda Paris’e her gidişimde bu müzeyi tekrar tekrar ziyaret ettim.

En son 1981’deki ziyaretimde ‘Düşünen Adam’ın orijinalinin, sanatçının öldüğü Meudon kasabasına götürüldüğünü, Paris’teki müzedeyse kopyasının kaldığını söylediler.

Rodin Müzesi’ni ilk ziyaretimden beri hep düşünmüşümdür: Bu büyük sanatçı niçin bir ‘Düşünen Adam’ heykeli yaratmış da, ‘Düşünen Kadın’ yontusu yapmayı aklına getirmemiş! Acaba filozoflar hep erkekler arasından çıkmış da ondan mı? Oysa Rodin’in bu heykelinde hiç de klasik filozof tipi, fizyonomisi yok. Başının biçimi, geniş omuzları, kol ve ayak kaslarıyla daha çok bir madenciye benziyor.

Maden işçisi düşünmez mi? Elini çenesine koyup gözlerini bir yere dikerek düşünceye dalmaz mı? Elbette dalar. O halde Rodin o ünlü ‘Düşünen Adam’ını yaratırken ayrım yapmamış, bu yontuyu düşünen her erkeği simgelemek, canlandırmak için yaratmış.

Pekiyi, kadın düşünmez mi? Tehlikeli bir uçuşa çıkan pilotun ya da yerin yüzlerce metre derinliğindeki madene inen emekçinin karısı, annesi elini çenesine koyup düşünemez mi? Elbette düşünür.

O halde bugüne değin ‘Düşünen Kadın’ adında bir yontunun yapılmamış olması iki nedene bağlanabilir. Birincisi bütün dünyada hâlâ erkek egemenliğinin sürmesi ve bütün simgelerin erkeklere göre ayarlanması, ikincisi de bir ‘Düşünen Kadın’ yontusunu yaratacak heykeltıraşın henüz yetişmemiş olması.”

*

Hocamın yazısı bütünüyle bu köşeye sığacak boyutta değil; ama, bu kadarı bile Velidedeoğlu’nun ‘devrimci düşünür’ kimliğini tanıtmak için yeterli...

Velidedeoğlu Cumhuriyet yazarlarının başında gelenlerdendi; demokrasiyi değil, karşıdevrimi tezgâhlayan çok partili rejimde, derin ve engin bilinciyle karanlığa karşı savaşımını yılmadan sürdürdü.

Dün sabah Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Yıldız’la konuşuyorduk, sordum:

- Cumhuriyet’in dış haberler masasında kaç erkek, kaç kız var...

- Hiç erkek yok!..

Cumhuriyet’te çalışanların çoğunluğu kadın, erkekler azınlıkta kalıyorlar; demek ki dünyamızda düşünen kadın heykelinin yapılması yakın...

(6 Mart 2003 tarihli yazısı)

21 Ağustos 2025 Perşembe

ATATÜRK

 Fransa"da çok meşhur bir sözlük vardır; Larousse Bu sözlükte bir kelime var; ""décapiter""...


Bu kelime, 1931 yılındaki sözlükte; ""boynunu vurmak"" diye ifade ediliyor.


Kelimenin bir başka anlamı daha var; ""Kazığa oturtmak"", yani sivri bir kazık hazırlamak ve kazığın bir ucu insanların ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmak.


Vahşi bir uygulama.


Burada, kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için örnek veriliyor:


""Türkler, bugün bile esirlerini kazığa oturturlar.""


Atatürk bunu öğrenince, Fransız Büyükelçisi"ni yemeğe davet ediyor.


Elçi, diğer elçilere böbürleniyor, hava atıyor; Atatürk tarafından davet edildiği için.


Köşke geliyor, yemekler yeniyor.


Atatürk tabii bir şekilde, Elçiye bu kelimenin anlamını soruyor.


O da bildiği anlamı söylüyor.


Atatürk; ""Kelimenin başka bir anlamı var mı?"" diye sorunca, Büyükelçi; ""Bunu söylemek için sözlüğe bakmam gerekir"" diyor.


Atatürk; daha önce hazırlamış olduğu ve çalışanlarına öğütlediği şekilde Larouse"u getirtip, Büyükelçinin önüne koyduruyor.


Elçi, daha işin nereye kadar gideceğinin farkında olmadan hevesle okumaya başlıyor.


Ancak kelimenin karşısında ""kazığa oturtmak"" konusunda verilen örnek cümleye gelince, ancak yarıya kadar okuyabiliyor ve yarısından sonra yutkunarak Atatürk"ün yüzüne bakıyor.


Atatürk diyor ki:


""Demek ki biz Türkler; bugün de esirlerlerimizi kazığa oturtuyoruz öyle mi, öyle mi sayın Sefir? Sözlüğünüze böyle yazmışsınız, bu doğru mu?""


Sefir, hemen sözlüğü biraz karıştırıyor ve bir kaçamak noktası bularak diyor ki; ""Efendim bu sözlük; Katolik Kilisesi"nin matbaasında basılmış, bildiğiniz gibi biz laik ülkeyiz, kilisenin yaptıklarının bizim hükümetimizle bir ilgisi yok. Bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye karışamayız.""


Atatürk:


""Öyle mi efendim, siz laik bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere karışamıyorsunuz. Öyleyse ben de yarından itibaren İstanbul"daki kiliselerin kapılarına koca birer kilit astırıyorum"" diyor.


Bunu duyan Sefir, birden ayağa kalkıyor ve; ""Ekselans, protesto ederiz"" diyor.


Bunun üzerine Atatürk;


""Hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz?"" diyor ve ilgililere dönerek; ""Sefire yolu gösterin"" diyerek, bir anlamda onu kovuyor.


Sonra ne mi oluyor?


Tabii Fransız hükümeti; laiklik söylemlerini bir tarafa bırakıyor, hemen o sözlük toplatılıyor ve yeni baskısında o cümle çıkarılıyor..İşte dünya lideri diye ben buna derim. Atatürk'üm ne büyüksün ya. Senin Dünya Bakışına Bu milleti Karşılıksız Sevmene Hayranız Seni sevmeyen Utansın Rahat uyu ATATÜRK...


(Doç. Dr. Mustafa Tarakçı

DURUŞ kitabından alınmıştır)

4 Ağustos 2025 Pazartesi

4 Temmuz 2025 Cuma

YANGINLAR🔥😔😒🥲😡



Yangınların görünmeyen sahibini açıkladı SEDAT KAYA

04 Temmuz 2025 


 M.Ö. 356 yılında, Efes’te bir gece karanlığında yükselen alevler yalnızca Artemis Tapınağı’nı değil, insanlığın ortak hafızasını da kül etti. Yedi Harika’dan biri olan bu anıtı yakan kişi, Herostratos'tu.Tarihin bilinen ilk kundakçısıydı.Adını tarihe geçirme arzusu uğruna bunu yaptığını itiraf etti. Amaç basitti. Anılmak. 2.500 yıl sonra hâlâ anılıyor, ama ibretle. Bugün, Türkiye’nin dört bir yanında yükselen alevlerse tek bir kişinin arzusu değil; ihmalin, denetimsizliğin ve kâr odaklı özelleştirme politikalarının bir sonucu.Ülkenin dört yanı cayır cayır yanıyor.Sadece İzmir’in dört ilçesi Çeşme, Ödemiş, Seferihisar, Foça değil, Adana’dan Çanakkale’ye, Hatay’dan Aydın’a kadar onlarca noktada binlerce hektar ormanlık alan yandı.Yangınlarda insanlar yaşamını yitirdi, yüzlerce canlı türü yok oldu. Ancak tüm bu yıkımın ardında çoğu zaman bir sabotaj değil, sistematik bir ihmal zinciri yer alıyor.


ÖZELLEŞTİRİLEN ELEKTRİK, YANAN ORMAN

Türkiye’de elektrik dağıtım hizmetleri 2009-2013 arasında özelleştirildi. TEDAŞ’tan devralınan dağıtım bölgeleri özel şirketlere verildi. Ancak Sayıştay’ın 2022 yılı raporu, bu şirketlerin kamusal sorumluluklarını yerine getirmekte yetersiz kaldığını açık biçimde ortaya koydu.“Ormanlık bölgelerdeki enerji nakil hatlarının çevresinde gerekli temizlik çalışmalarının yapılmadığı, bakım periyotlarının takip edilmediği, ağaç dallarının hatlara temas ettiği tespit edilmiştir.”(Sayıştay 2022 Yılı Denetim Raporu, TEDAŞ Bölümü)Aynı rapor, şirketlerin yatırım planlarını uygulamadığını, hat yenileme projelerini geciktirdiğini, ve bu durumun orman yangını riski oluşturduğunu açıkça ifade ediyor.2023 yılı raporunda ise daha net bir uyarı yer alıyor.“Bazı dağıtım şirketlerinin, özellikle kırsal ve ormanlık bölgelerde bulunan hatlara yönelik bakım faaliyetlerini asgari düzeyde gerçekleştirdiği; bu durumun yangın başta olmak üzere ciddi çevresel zararlara yol açabileceği değerlendirilmektedir.”(Sayıştay 2023 Yılı Denetim Raporu, EÜAŞ ve TEDAŞ bölümleri)

HER YANGINA AYNI EZBER

Yangınlar başladığında kamuoyuna sunulan ilk açıklama genellikle aynıdır.“Yangının çıkış nedeni araştırılıyor.”Ancak bu, gerçeği örtmenin bir yöntemi. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, özellikle 2021’deki Manavgat ve Muğla yangınlarıyla ilgili teknik analizinde açıkça şunu belirtmişti.“Yangınların başladığı ilk noktalarda elektrik hatlarının geçtiği güzergâhlar dikkat çekicidir. Orman Genel Müdürlüğü ve bilirkişi raporları da birçok yangının elektrik nakil hatlarından çıkan kıvılcımlarla başladığını doğrulamaktadır.” (EMO, 2021 Teknik Değerlendirme Raporu)

VALİ KONUŞTU, ŞİRKET YALANLADI

İzmir Valisi, çıkan yangınlarla ilgili dün yaptığı açıklamada önemli bir gerçeği dile getirdi.“Çeşme, Seferihisar, Foça, Ödemiş’teki yangınların çıkış nedeni elektrik dağıtım hatlarıyla ilgilidir.”Bu açıklama, ilk kez bir kamu yöneticisinin resmi düzeyde sorumluluğa işaret etmesiydi. Ancak hemen ardından Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş., bir açıklamayla bu iddiayı yalanladı. Bu çelişki, meselenin yalnızca teknik değil, aynı zamanda politik ve ekonomik bir boyutu olduğunu da gösteriyor.Elektrik dağıtım şirketlerinin bakım yatırımlarını artırması gerekiyor. Ancak bu yatırımların maliyeti yüksek. Sonuç olarak, maliyet çıkmasın diye bakımı yapılmayan hatlardan çıkan kıvılcımlar, rüzgârla birleşip binlerce hektar ormanı yakıyor. Yangınla mücadele ise yine kamu bütçesinden, yani halkın cebinden karşılanıyor.“Kamu zararına yol açan orman yangınlarının büyük bir kısmında, dağıtım şirketlerinin ihmali söz konusudur. Ancak bu zararlar için idari yaptırımlar sınırlı kalmakta; şirketler doğrudan sorumluluktan kaçabilmektedir.”(Sayıştay 2023 Yılı Genel Değerlendirme)

TARİH UNUTMAZ

Herostratos'un adı hâlâ hafızamızda.Çünkü bir tapınağı yaktı.Ama bugün yüzlerce canlı türünün yaşadığı ormanları yakanların isimlerini kimse anmıyor.Çünkü onlar görünmez.Takım elbiseli, şirket sahibi, ihaleli, denetimsiz.Ama doğa unutmuyor.Ağaçlar, kuşlar, arılar, yaban hayvanları unutmaz.Ve bir gün, tarih de unutmayacak.Bunlar, ülkenin ormanlarını yakarak büyüyen modern Herostratoslardı.


https://halktv.com.tr/makale/yanginlarin-gorunmeyen-sahibini-acikladi-952405

2 Temmuz 2025 Çarşamba

SİVAS

 







Sivas... Bir adalet çığlığı

SEDAT KAYA

Zaman, bazı günleri geçmez.

Takvim yaprakları dökülür ama biri hep duvarda asılı kalır.
2 Temmuz 1993.
Sivas.
O gün güneş doğdu mu, doğmadı mı, kimse hatırlamıyor.
Ama o gün karanlık çok erkendi.
Gözlerden değil, içten gelen bir karanlık… Küllerini çok önceden hazırlamış bir yangının habercisi.
Pir Sultan’ın adını taşıyan bir şenlikti o.
Ama bu ülkede şenlik bile bazen yas hükmünde olur.
Aydınlar toplanmıştı.
Yazarlar, ozanlar, şairler, fikir işçileri...
Kelimelerin bile usulca yürüdüğü bir coğrafyada, onlar yüksek sesle insanı konuşuyordu.
Madımak Oteli...
Bir otelden çok, bir geçiş yeriydi o gün.
Hayatla ölüm arasında, hafıza ile inkar arasında bir eşikti.
İçeri girenlerin bazıları, bir daha çıkamadı.
Çünkü dışarısı çoktan örgütlenmişti.
Kızgın kalabalık değil, yönlendirilmiş öfke.
Linç için eğitilmiş bir sessizlik,
Ve "tekbir" diyerek yakılan bir akıl.
Aziz Nesin’i kim okumuştu?
Okumayı bilmeden, sadece nefretle bilen bir kalabalık…
Elinde sopa, cebinde fitne, ağzında yangın.
Ve kimse “yeter” demedi.
Devlet oradaydı ama devletsizdi.
Koskoca bir seyirci koltuğunda,
Kül olup dağılana kadar izledi.
Saatler geçti.
Sesler yükseldi.
İmdatlar karşılık bulmadı.
Ateş, sadece ahşabı değil;
bir halkın hafızasını tutuşturdu.
Çığlıklar, yalnızca dumanla boğulmadı, geleceğin üstüne kilitlendi.
İsimler düştü bir bir…
Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Metin Altıok…
Bir ülkenin vicdan defterinden cümle cümle silindiler.
33 insan, şiir gibi yandı.
İki otel çalışanı, görevleri başında öldü.
Ve Aziz Nesin, ölmemekle suçlandı.
Sonra ne oldu?
Devlet 12 saat sonra “sokağa çıkmayın” dedi.
Cehennem çoktan kurulmuşken.
Cumhurbaşkanı “tahrik var” dedi.
Başbakan, “halk zarar görmedi” diyebildi.
Vicdanı olanlar sustu, yetkisi olanlar susmayı seçti.
Ve tarih, suça ortak edildi.
Ya medya?
Yangını değil, isyanı yazdı.
Katliamı değil, kışkırtmayı manşete taşıdı.
“Devlet gözetiminde katliam” diyen birkaç kalem,
ya susturuldu, ya yakıldı.
Ve dava açıldı.
Bir hukuk tiyatrosu kuruldu.
İdamlar verildi ama idam cezası kalkmıştı, infaz edilmedi.
Sanıklar kaçtı, bazıları hiç bulunmadı.
Zaman aşımı geldi.
Mahkeme "dava düştü" dedi.
Başbakan Erdoğan çıktı ve
“Milletimize hayırlı olsun” dedi.
Yanan milletin çocuklarıydı.
Ama hayır gören, katliamdı.
Yıllar geçti.
Bazı sanıklar milletvekili oldu.
Madımak’ın küllerinden saraylar yükseldi.
Ve Temel Karamollaoğlu,
“Bu katliam değildir” diyerek yürüdü muhalefet masasına.
İttifaklar kuruldu, hafızalar silindi.
Yananlar değil, unutanlar alkışlandı.
Ama bir şey vardı ki susmadı.
Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum…
O yangından kalan tek kelimeyle,
babasının gölgesini bir türküye dönüştürdü.
“Öyle ağırım ki kendime
Sen benden gittin gideli...”

Bir aşk şarkısı sananlar oldu.
Ama bu, bir baba ağıtıydı.
Sırtında bir ülkenin külleriyle yazılmış bir türküydü bu.
Müzik notalarında kavrulan bir adalet çığlığı.
Bugün hala yanmakta olan bir şey varsa,
O, adalettir.
Bugün hala susmakta olan bir şey varsa,
O, hafızadır.
Ama unutmamak direnmektir.
Unutturmamak, insanca yaşamanın asgari şartıdır.
Şilili devrimcilerin sözüdür.
“Un pueblo sin memoria, es un pueblo sin futuro.”
Hafızası olmayan halkın, geleceği olmaz.
Sivas’ı unutma.
Unutturma.

10 Haziran 2025 Salı

FERDİ ZEYREK 😥🥲🥲


Her ölüm acı kaybediliş, güzel insanların kaybı çok acı çok... Bugün Türkiye Büyük acıyı yaşıyor ... Mekanı cennet olsun demekten başka bişey yazamıyorum.

Ferdi Zeyrek başkanımız için yazılmış en güzel yazılardan birini Sedat Kaya yazısını tarihe not düşmek için paylaşıyorum...

Arzu Sarıyer 


 

Sedat Kaya


Ferdi Zeyrek Spil'in evladı halkın başkanıydı

Yayınlanma: 09 Haziran 2025 Pazartesi 18:31

 

  


Spil Dağı’nın sabah sisiyle büyümüş bir çocuktu o. Manisa’nın taş sokaklarında yürüyen sade bir mimar gibi görünse de, halkın kalbinde çok daha fazlasıydı. Bir omuz, bir söz, bir umut.

Ferdi Zeyrek, 16 Mart 1977’de doğdu. Şehri taş taş bilen, rüzgârını, toprağını tanıyan bir evlat olarak yetişti. Bursa Uludağ Üniversitesi'nde mimarlık okudu ama kalbinin esas okulunu Manisa’da açtı. Kentin hafızasını betonun, demirin ve camın ötesinde görenlerden biriydi. Şehircilik onun için sadece yollar ve binalar değil, çocukların düşleri, yaşlıların gölgeleri, sokak hayvanlarının sessiz duasıydı.

Play Video

Sivil toplumun içinde yoğruldu. “Ulupark’ıma dokunma” diyerek koruyan, “Beyaz Fil yıkılmasın” diyerek hatırlatan oldu. 2024’te 74 yıllık bir suskunluğu bozarak CHP’den Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinde, halk bir mimarı değil, Spil’in içinden yürüyüp gelen bir adaleti seçmişti.

Bir gece, havuz motorunu kontrol ederken, sessiz bir akımın karanlık eliyle yere yığıldı. İnsanlar, onun “elektrik çarpması”yla değil, asıl hayatın adaletsizliğinin bir kıvılcımıyla çarpıldığını hissetti. Hastaneye koşuldu. Dualar edildi. Manisa’nın sokaklarında, “Başkan uyanacak, değil mi?” diyen çocuklar vardı. Ama olmadı.

Ferdi Zeyrek, bugün Spil’in üstünden batan bir akşam güneşi gibi gitti.

Şimdi Manisa sessiz, Türkiye sessiz.Bu, seçim kaybedenlerin değil, bir dağın kalbini kaybedenlerin sessizliği.





Şimdi bazıları “modern Manisa efsanesi sona erdi” diyecek. Ama Spil Dağı öyle düşünmez. Çünkü her

baharda açan efsanevi Manisa lalesi –latince adıyla Tulipa orphanidea– artık bir anlam daha taşıyor: Ferdi Zeyrek’in hatırası.Belki de birkaç yıl sonra Spil’in yamaçlarında bir taşın altına kulağını koyanlar, Ferdi Zeyrek'in şu sesi duyacak.

“Hakkı gözetin, yeşili koruyun, kimsenin sofrasına göz dikmeyin. Şehir sizin, sahip çıkın"


Ferdi Zeyrek artık aramızda değil ama bıraktığı iz, beton değil, vicdandır. Her yapılan parkta, her korunmuş ağacın gölgesinde, her çocuğun gülüşünde adı yaşayacak.Manisa’nın bugünü onsuz eksik ama Ferdi Zeyrek, bu toprakların yarınındaki dirençtir artık.


Sedat Kaya

Diğer yazıları için:

https://halktv.com.tr/makale/7-asir-once-thomastan-imamogluna-zeyrek-ve-vicdanin-cenaze-toreni-945738