16 Eylül 2024 Pazartesi

TARIK AKAN

Saygı ve özlemle anıyorum 😔 


9 Eylül 2024 Pazartesi

9 EYLÜL İZMİR, KURTULUŞ

Yüce Atatürk ve dava arkadaşlarına minnet ve saygı ile anıyorum .9 Eylül İzmir ve yurdumuzun kurtuluş günü kutlu olsun!






SÖZ YETMEZ 
Sen 9 Eylül dersin iki kelime
ben değişen yazgı anlarım
özgürlük anlarım, bağımsızlık,
sen İzmir dersin iki heceyle
ben sevinçten ağlarım...

Tarihin başı mı dönmüş
şimşek hızı geldiklerinde?
şaşırmış mı toprak
ayakları yere değmeyen atlar geçerken?
önce deniz mi görmüş
kavruk yüzlü neferleri?
bugün 9 Eylül
tam sırasıdır canlandırmanın hatıraları...

Sen 9 Eylül dersin iki kelime
ben onurlu bir halk anlarım
rüzgarın çevirdiği sayfa anlarım
sen İzmir dersin iki hece
ben saygıyla ayağa kalkarım...

Haluk IŞIK


(2008 9 Eylülünde yazıldı. Belki hak ettiğinden daha fazla beğenildi, paylaşıldı, kitaplara alındı, söylevlerde bölümler okundu ve yazarı hep merak edildi. Varlığımı yokluğuma, İzmir aşkına emanet etme demleriydi. Ötesi benden beklenemezdi. Şimdi, bu şiirimi Kent Yaşamcılarla paylaşmanın tam sırasıdır ve ilginç rastlantı, 35. Sevgilim İzmire denk düştü)

Selam olsun 9 Eylülü yaşayanlara, yaşatanlara ve ona yakışanlara...


https://www.kentyasam.com.tr/2011/09/06/soz-yetmez/63994



 

1 Eylül 2024 Pazar

1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ


 Bugün Bir eylül dünya barış günü. Dünyayı kasıp kavuran , şimdiye kadar olan savaşlardan en çok ölüm , yıkım ve onarılmaz acılar veren İkinci Dünya Savaşının  sona erdiği gün. Bir savaş ki başlama ve bitiş tarihi ayni tarihlere rastlasın.İsterdim ki bir daha savaş olmasın. Bir eylül Dünya Barış günün bunun için  kutlanıyor .Oysa 1945 den bu yana görüp yaşadığımız kaçıncı savaş. Dünya ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI çığlıkları atmaya başlamışken...

 

  Dünyayı BARIŞA ancak kadınlar götürebilir. Savaştan maddi manevi en çok zarar gören kadın olduğuna göre en çok barışı o ister.  Bunu gerçekleştirmek için cabası ,yönetimde söz sahibi olması olmalıdır. Türk ve Dünya kadınları  dünyayı yönetme yetkisine  sahip olduklarında Savaşlar olmayacaktır.

 Yüce Atatürk der ki"Dünyada güzel olan herşey  kadının eseridir" ve Livaneli'nin dediği gibi GÜZELLİK kurtaracaktır  Dünyayı.Svaştan ve tüm çirkinliklerden.

 Sözlerimi yine Atatürk 'ün sözüyle bitiriyorum"Yurta Barış,Dünyada Barış "


Arzu Sarıyer 


Fotoğraf:Tan Oral T24

26 Ağustos 2024 Pazartesi

26 AĞUSTOS BÜYÜK TAARRUZ


Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe 




26 Ağustos Büyük Taarruz 'un yıl dönümünde yüce Atatürk ve silah arkadaşlarına saygı ve minnetle anıyorum...


 26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLER İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR

VE İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ’E BAKAN NEFER


Saat 2.30.


Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,

ne ağaç, ne kuş sesi,

ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin,

gece yıldızların altında kayalardır.

Ve şimdi gece olduğu için


ve dünya karanlıkta daha bizim,

daha yakın, daha küçük kaldığı için


ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten evimize,

aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için

kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi

okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe’den

dünyanın en yıldızlı karanlığını.


Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık tepesi olmasa

Afyon Karahisar şehrinin ışıklan gözükecek.

Kuzeydoğuda Güzelim dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor.


Ovada Akarçay bir pırıltı halinde


ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde

şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var:

Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçük bir nehirdir

Akarçay Dereboğazı’ında değirmenleri çevirip ve kılçıksız yılan

balıklarıyla Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar.

Ve kocaman çiçekten eflatun kırmızı beyaz ve sapları


bir, bir buçuk adam boyundaki haşhaşların arasından akar.


Ve Afyon önünde


Altıgözler köprüsünün altından gündoğuya dönerek


ve Konya tren hattına rastlayıp

yolda Büyükçobanlar köyünü solda


ve Kızılkilise’yi sağda bırakıp, gider.

Düşündü birdenbire kayalardaki adam bu kaynakları


ve yolları


ve düşman elinde kalan bütün nehirleri.

Kim bilir onlar ne kadar büyük,

ne kadar uzundular?

Birçoğunun adını bilmiyordu, yalnız,

Yunan’dan önce ve Seferberlik’ten evvel

Selimşahlar çiftliğinde ırgatlık ederken Manisa’da geçerdi

Gediz’in sularını başı dönerek.


Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.


Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu

Paşalar: “Üç”, dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.


Saat 3.30.


Halimur – Ayvalı hattı üzerinde manga mevziindedir.


İzmirli Ali Onbaşı (Kendisi tornacıdır) karanlıkta göz yordamıyla

sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi

baktı manga efradına birer birer:

Sağda birinci nefer sarışındı, ikinci esmer.

Üçüncü kekemeydi


fakat bölükte yoktu onun üstüne şarkı söyleyen.

Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.

Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı


tezkere alıp Urfa’ya girdiği akşam.

Altıncı, inanılmayacak kadar büyük ayaklı bir adam,

memlekette toprağını ve tek öküzünü

ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için kardeşleri onu

mahkemeye verdiler


ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için

ona “Deli Erzurumlu” derdiler.


Yedinci Mehmet oğlu Osman’dı.

Çanakkale’de, İnönü’nde, Sakarya’da yaralandı

ve gözünü kırpmadan daha bir hayli yara alabilir,

yine de dimdik ayakta kalabilir.

Sekizinci İbrahim korkmayacaktı bu kadar

bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp birbirine böyle vurmasalar.

Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki:

tavşan korktuğu için kaçmaz kaçtığı için korkar.


Saat: 4


Ağzıkara-Söğütlüdere mıntıkası.


On ikinci Piyade Fırkası.

Gözler karanlıkta, uzakta.

Eller yakında, mekanizmalar Üzerinde.

Herkes yerli yerinde.

Tabur imamı, mevzideki biricik silahsız adam: ölülerin adamı,

kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru, durdu boyun büküp

el kavuşturup sabah namazına, içi rahattır.

Cennet, ebedî bir istirahattır.


Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,

meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir

Cenabı rabbülâlemîne şühedâyı.

Saat: 4.45.


Sandıklı civarı.


Köyler.

Sarkık, siyah bıyıklı süvari,

çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.

Çukurova beygiri kuyruğunu karanlığa vuruyordu:

dizkapaklarında kan, kantarmasında köpük…


İkinci Süvari Fırkası’ndan Dördüncü Bölük,

atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.

Geride, köylerde bir horoz öttü.


Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari

ellerinin tersiyle yüzünü örttü.


Karşı dağlar ardında,

düşman elinde kalan bir başka horoz vardır;

Balta ibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.

Düşmanlar her hal onu çoktan kesip çorbasını yapmışlardır.


Saat beşe on var.


Kırk dakka sonra şafak sökecek.

“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”

Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde.

On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti


ve onların genci, uzunu,


Darülmuallimin mezunu


Nureddin Eşfak,

mavzer tabancasının emniyetiyle oynayarak konuşuyor:

-Bizim İstiklâl Marşı’nda aksayan bir taraf var,

bilmem ki, nasıl anlatsam,


Akif, inanmış adam,

fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.

Meselâ, bakın


“Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın”


Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.

Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.


Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.

“Kim bilir belki yarın…”


Saat beşe beş var.


Dağlar aydınlanıyor.

Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.

Gün ağardı ağaracak.

Kokusu tütmeğe başladı:

Anadolu toprağı uyanıyor.

Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp

ve pırıltılar görüp ve çok uzak

çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak

bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,

şahlanıp ölesi geliyordu insanın.

Topçu evvel mülâzimi Hasan’ın yaşı yirmi birdi.

Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.

Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.

Şimdi bir hamlede o kadar büyük.

Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü

ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını

ağlanacak kadar küçük buluyordu.


Yüzbaşı sordu:

– Saat kaç?

– Beş.

– Yarım saat sonra demek…


98956 tüfek ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden

yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,

bütün aletleriyle


ve vatan uğrunda,


yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle


Birinci ve ikinci Ordu’lar


baskına hazırdılar.


Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,  beygirinin yanında duran sarkık,

siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.

Nureddin Eşfak baktı saatına:

– Beş otuz…

Ve başladı topçu ateşiyle

ve fecirle birlikte büyük taarruz…


Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.

Bunlar: Karahisar güneyinde 50

ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini  ihata ettik

Aslıhanlar civarında 30 Ağustosa kadar.


Sonra.

Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyi külliyesi imha ve esir olundu.


Esirler arasında General Trikopis:


alaturka sopa yemiş bir temiz


ve sırmaları kopuk firenk uşağı…


Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nureddin Eşfak’ın ayağı.

Nureddin dedi ki:

“Teselyalı Çoban Mihail”

Nureddin dedi ki:

“Seni biz değil,


buraya gönderenler öldürdü seni…”


Sonra.

Sonra, 31 Ağustos günü ordularımız İzmir’e doğru yürürken

serseri bir kurşunla vurulan Deli Erzurumluydu.

Devrildi. Kürek kemikleri altında toprağı duydu.

Baktı yukarı, baktı karşıya. Gözleri hayretle yandılar:

önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları

her seferkinden kocamandılar.

Ve bu postallar daha bir hayli zaman

üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından

seyredip güneşli gökyüzünü ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.


Sonra.

Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden ve Deli Erzurumlu ölürken

kederinden yüzlerini toprağa döndüler.


Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı,

Kan içindeydi yüzü gözü.

Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.

Kaçanı kovalamıyordu yalnız ulaşmak da istiyordu bir yerlere

ve sadece kahretmiyor yaratıyordu da.

Ve kılıçların, nalların, ellerin ve gözlerin pırıltısı

ardarda çakan aydınlık bir bütündü.


Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu:

“Dörtnala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e

bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benze yen toprak,


bu cehennem, bu cennet bizim.


Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim…”


Sonra.

Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer

yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,

Ümitten ağlaya ağlaya,

Güneyden Kuzeye,

Doğudan Batıya,

Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i.


“Ve biz de burda bitirdik destanımızı.

Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,

Türk halkı bağışlasın bizi,

onlar ki toprakta karınca,

suda balık, havada kuş kadar çokturlar,

korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar

ve kahreden yaratan ki onlardır,

kitabımızda yalnız onların maceraları vardır…”


Nazım Hikmet


Kuvayı Milliye Destanı


AHMET SALTIK


Kaynak:http://ahmetsaltik.net/2014/08/25/26-agustos-gecesinde-saatler-iki-otuzdan-bes-otuza-kadar/

14 Kasım 2023 Salı


    Ölüm yıldönümünde saygıyla, özlemle anıyorum. 

   Daha önce hiç okumadığım Orhan Veli şiirini burada paylaşmak istedim...

AÇSAM RÜZGARA 

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş 
Mavilerde sefer etmek! 
Bir sahilden çözülüp gitmek 
Düşünceler gibi başıboş. 
Açsam rüzgara yelkenimi; 
Dolaşsam ben de deniz deniz 
Ve bir sabah vakti, kimsesiz 
Bir limanda bulsam kendimi. 
Bir limanda, büyük ve beyaz... 
Mercan adalarda bir liman.. 
Beyaz bulutların ardından 
Gelse altın ışıklı bir yaz. 
Doldursa içimi orada 
Baygın kokusu iğdelerin. 
Bilmese tadını kederin 
Bu her alemden uzak ada. 
Konsa rüya dolu köşkümün 
Çiçekli dalına serçeler. 
Renklerle çözülse geceler, 
Nar bahçelerinde geçse gün. 
Her gün aheste mavnaların 
Görsem açıktan geçişini 
Ve her akşam dizilişini 
Ufukta mermer adaların. 
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş, 
İller, göller, kıtalar aşmak. 
Ne hoş deniz deniz dolaşmak 
Düşünceler gibi başıboş. 
Versem kendimi bütün bütün 
Bir yelkenli olup engine; 
Kansam bir an güzelliğine 
Kuşlar gibi serseri ömrün. 
Orhan Veli KANIK 

 

Kırk beş yıl önce Ege Bölgesi'nin en doğu Şehrinin küçük ilçesinde öğretmendim. Seksen öncesi herşey boz bulanık,her gün olaylar yaşanırken biz öğretmenler ikişer üçer aynı çatı altını paylaşıyorum. İlk evimiz İlçe meydanın bir arka sokağında, fırın üstündeydi. İlk gelen Küçük kömür sobasını yakar,kocaman salonumuzu ısıtmaya çalışırdı. Geç vakit akşam yemeğimizi yerdik.Bazan öğretmen arkadaşlarımız da yemek konuğumuz olurdu. Neşeli günlerimizde çay faslında o yıl kış boyu şiir okuduk. En güzel Hülya okurdu Orhan Veli şiirlerini. Dinlemekle kalmaz dizeleri yaşardık... Az perdeyi aralar gökyüzüne bakardık lapa lapa kar yağar mutlu olurduk... Arzu Sarıyer 

9 Eylül 2023 Cumartesi

9 EYLÜL İZMİR

 101.YIL KUTLU OLSUN!

"İZMİR İÇİN NE YAZARSAM, SANA ADIYORUM"

Atilla Köprülüoğlu

18 Eylül 2022 Pazar 


Alsancak bir semtin adı değildir. 

O semte adını veren, 

al sancağımızı anlatır bize.


Çanakkale Savaşın da 57. Alay Marşı olarak bilinen, Rıfat Bey'in bestelediği güftenin ilk satırları şöyledir.

'Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı,

Al sancağı teslim etti, Allah'a ısmarladı'.


'Alsancak' adı, verildiği semte Milli Kurtuluş Savaşımız'ın simgesi olarak verilmiştir.


İzmir; semt, meydan ve cadde adlarıyla adeta bir Milli Kurtuluş Savaşı Müzesi gibidir.


Türk süvarileri 9 Eylül'de kente şimdi Yenişehir'de olan Kervan Köprüsü üzerinden girdiler... 

Onun için o caddenin adı 'Gaziler.'


Sonra Altınpark yolu üzerinden hükümet konağına indiler... 

Onun için Altınpark'tan başlayan caddenin adı 

'Anafartalar'. 


ekran-goruntusu-2022-09-18-222921.png


Basmane yolu üzerinden de bir başka süvari gurubu girdi... 

Onun için o caddenin adı 

'Mürsel Paşa'.

Devamı,

“'Fevzi Paşa'.


'Kapılar'da kente girişi sağlayan ana arterler vardı... 

'Kapılar' adı da oradan geliyor...


Sonra Basmane'de Altınpark'ın tam girişinde 

'Muzafferiyet-i Milliye' fırını var...


'Ali Çetinkaya Bulvarı',

'Fahrettin Altay Meydanı',

'Vasıf Çınar Meydanı', 

'Lozan, Montrö Meydanları'...

Ve tabi ki 

'Cumhuriyet Meydanı'...


Fuar'ın olduğu yer eski İzmir'de Ermeni mahallesiydi.....

Büyük İzmir yangınından sonra orası imar edildi...

'Kahramanlar' semti doğdu...

Sonra; 

'Alsancak'...


fb-img-1663489873104-001.jpg


Fuarın iki kapısına 

'Lozan ve Montrö' dendi...

Diğerlerine; 

'26 Ağustos ve 9 Eylül'...


Sonra, 

'Mustafa Kemal Sahil Bulvarı' ve 

'Atatürk Stadı'...


Sonra Hatay ana vatana katılınca İzmirliler sevinçten 'Hatay' semtini kurdular...


Ne mi anlatıyorum değerli dostlar?


Türkiye'nin hiç bir kentinde 

'Milli Mücadeleyi ve Cumhuriyeti', sokağında, bulvarında, caddesinde, meydanında, semtinde bu denli yansıtan başka bir kent bulamazsınız...


İzmir, canlı ve açık bir 

'Kuvay-ı Milliye ve Cumhuriyet' müzesidir."


******************************

**

Bu yazı;

İzmir aşığı,

Cumhuriyet sevdalısı

rahmetli akademisyen

Dostumuz

Oktay Gökdemir'indir!

Gökdemir, Tarih, Tarihsel Olaylar ve Kişiler, Türkiye ve Cumhuriyet Tarihi kategorilerinde eserler yazmış bir yazardır da.

Bir kez daha özlemle anıyoruz Oktay Hoca'yı...


****


Evet, İzmir bir kale!

Peki neyin kalesi?

Çağdaşlığın, modernliğin, özgürlüğün ve hoşgörünün kalesi!

Gülümseyen insanların...

Yeni ve çağdaş olan her şeye duyulan saygının dayanılmaz hafifliğinin kalesi.

Her daim statükoya karşı çıkanların kalesi.

Cumhuriyete ve onun kurucu Ata’sına ilelebet bağlılığın kalesi.

“Özgürlüğüme dokunma” diyenlerin, “Ne olursan ol asla teslim olmam” diyenlerin kalesi.

Nazlı ve edalı bir Cumhuriyet çiçeğidir...

Onun için yıllardır direniyor...


****

Urlalı şair-yazar

Necati Cumalı 'nın "İthaf"ından bu dizeler...

İzmir, İzmirli, İzmir'e gönül verenlere gelsin yazıyla;

"Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum

Gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa

Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa

İzmir için ne yazarsam sana adıyorum!.."



https://www.yurtgazetesi.com.tr/yazarlar/atilla-kopruluoglu/izmir-icin-ne-yazarsam-sana-adiyorum-18926