15 Şubat 2017 Çarşamba

Platon'un Şölen'i- Aşçı Fok / Nurdan Çakır Tezgin


Platon'un Şölen'i




Antik çağları incelerken insanın kafası epeyce karışıyor. O günlerin ahlâki normları, gündelik alışkanlıkları ve inanç sistemleri ile mutfak kültürleri de dahil pek çok uygulama şekli bugüne çok yabancı. Her ne kadar temel unsurların varlığını yok sayamasak da öyle şeyler var ki bugünün değer yargıları içinde yer bulmalarına olanak yok. 

Eros-sevgi-tanrı söylemlerinin başka anlamlarla ortaya çıktığı Şölen’in bölümleri arasında gezinirken başka bir boyutu algılamaya açık olmalı! Boyutlar arası yolculuk desek daha iyi. Kanunların işleyişi, cinselliğe yaklaşımları ve erkek-tanrı yüceltisindeki ayrıcalık şaşkınlığımızı fazlasıyla hakediyor. İtiraf etmeliyim; O dönemde kadın entellektüel olmanın nasıl bir şey olduğunun merakı içindeyim. Bütün devirlerin Tanrısı zaten erkek. Kadın Tanrıçaları uyandırmak için hangi uyku mabedinin kapısını kırmalı! 

Şölen / Eflatun (Platon) 

Azra Erhat'ın önsöz betimlemelerinden: 

Akşamüstü başlayıp, geç vakte kadar sürerdi bu çeşit toplantılar. Hem de iki kısımdı; birine deipnon, ötekine symposion denir. Misafirler ellerini ayaklarını kölelere yıkatıp, çepeçevre dizilmiş sedirlere uzandıktan sonra yemek başlar. Deipnon denilen bu yemek faslı ne kadar sürerse sürsün önemli değildir. Çünkü yemekte içki içilmez, fazla konuşulmaz. Yemek bitince tanrılara dua edilir, şarap sunuları dökülür, şölenin asıl kutsal kısmı, yani symposion başlar. 

Symposion bir törendir. Belki her symposion’da Eflatun’unkinde olduğu gibi yüce konular ele alınmazdı, ama burada nasıl tanrı Eros’a övgüler söyleniyorsa, her symposion da bir ya da birkaç tanrıya “skolion” denilen şiirler okunurdu. İçki içmenin de şiir okumanın da töreleri vardı. Bir başkan seçilir, nasıl ve ne kadar şarap içileceğini, neler üstüne kimlerin hangi sıraya göre söz alacağını ya da şiir okuyacağını o kararlaştırırdı. Symposion’larda hazır bulunan çalgıcı kadınlar da şiir okunurken, kaval çalmakla görevliydiler. 

Eflatun’un anlattığı symposion, zengin bir evde geçer. Agathon’un bir sürü uşağı var, misafirlere çeşitli yemekler, bol bol şarap çıkarırlar. İki üç kişinin uzanabileceği geniş sedirler at nalı biçiminde dizilmiştir. Misafirler sağdan sola doğru söz aldıklarına göre, at nalının bir ucunda Phaidros’un sediri, öbür ucunda da Sokrates’le Agathon’un, sonra da aralarına yerleşen Alkibiades’in uzandıkları sedir var.
 

Burada anlatılan ortamın tüm katılımcıları erkek. Bunca asır bir şeyler hiç mi değişmez! 

Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN
 

14 Kasım 2016 Pazartesi

TANRININ ŞÖLENİNE HAZIR MISINIZ?..SEDAT KAYA

TANRININ ŞÖLENİNE
HAZIR MISINIZ?..

Ay 70 yıl sonra dünyaya en yakın konuma gelecek..
Ve ilk kez bu kadar kocaman görünecek..
Normal halinden yüzde 14 daha büyük, yüzde 30 daha parlak olacak..
Eğer gökyüzü bulutsuz olursa, bu göksel şöleni kaçırmayın..
*. *. *
Ay dünyadan kopmuş bir uydu değil..
Farklı bir gök cismi..
Güneş sistemimizin en büyük uydusu ve bir yüzünü göstermeyen tek gök cismi..
Uzay bilimciler ayın dünyadan daha eski olduğu kanısında..
Çok önceden gelmiş o yörüngeye..
Dünya daha sonra..
O yüzden mi "Ay dede" deniliyor acaba:))
*. *. *
Ay dünya için o kadar önemli ki, tarih boyu insanlar tarafından tanrı ya da tanrıça olarak kabul edildi..
Sümerlerde Ay Tanrısı Nanna (Sin) idi..
Aydınlatıcı demekti..
Sümerler ay takvimi kullanırdı ve bir yılları 12 aydı..
Nanna'nın sembolu cami minaresi üzerindeki hilal şeklindeki mihraba benzerdi.
Sümerlerin ay tanrıçası ise Kıb-El-La idi..
Anadolu'da Kybele derlerdi..
Doğurganlığın, bereketin simgesiydi..
Rahim ve rahmandı..
Tanrıların anasıydı..
Araplar Kıb kelimesini önemsemediler..
Zaten onların dilinde Al La, El Le tanrıça demekti..
Ayın kuluna Abd-Alla derlerdi..
Sonraları Abdullah oldu..
Kabedeki kara taş Alla'nın taşıydı..
Bugün kabenin bulunduğu yerde eskiden putlar vardı..
O putların en önemlisi "Al-İlah"tı..
Ay Tanrısının putuydu..
Aya tapanlar Al-İlah putunun yanına gider, dua ederdi...
Avuçlar açık ve yukarıya bakacak şekilde dua edilirdi ki; avuçların içi Ay'dan gelen nur ile dolsun..
Sonra da avuçlarda toplanan nur, yüze sürülürdü..
*' * *
Pagan dönemden kalma bu ritueller semai dinlere de geçmiş..
Mesela Ay İslam dininde de çok önemli..
Allah, Kuranı Kerim' de resmen kendi yarattığı ay üstüne yemin eder..
Muddessir suresinin 32'nci ayetinde şöyle der.
"Hayır! Öyle değil, aya, uzaklaştığında geceye ve ağardığında sabaha andolsun."
Tevbe Süresinin 36'ncı ayetinde de şöyle..
"Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir."
Kuranda çok önemli bir Sure daha var..
Ya'Sin..
Ya arapça "efendi" demek..
Sin de Sümerce "ay" demek..
Ya'sin "Efendi Ay" anlamına mı geliyor acaba?.
Aya bu saygı islamın çöl toplumlarına inmesinden mi kaynaklanıyor?..
Çünkü çölde ay güneşten daha iyidir..
Geceleri hem serinlik, hem de ışık demektir..
Dikkat ettiniz mi?..
İslam ülkelerinin bayraklarında hilal var..
Çoğunda yüzlerce yıl ay takvimini (hicri) uygulandı..
Oruç ve hacca gitme zamanları ay takvimine göre belirlendi..
Üç aylar olarak geçen aylar da ay takvimine göre saptandı..
Kutsal geceler, kandiller ve namaz vakitleri de, ay'a göre ayarlanıyor..
Görüldüğü gibi İslamda aya, diğer dinlere kıyasla daha çok önem verilmiş durumda..
Neden acaba?.
Neyse siz siz olun bu gece göksel şöleni kaçırmayın..
Tanrıları kızdırmayın..
(Sedat Kaya, Datça)
14 Kasım 2016

10 Kasım 2016 Perşembe

ATATÜRK



Saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyoruz..

Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 

HaberHürriyeti'nde bu hafta..
DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA..
Dünyada başka bir ülke var mıdır, kurucusuna bu kadar hakaret eden, bu kadar küçük gören, ismini bu kadar gizlemeye çalışan?..
Mustafa Kemal Atatürk'ü eleştirebilirsiniz..
Devrimlerini, fikirlerini benimsemeyebilirsiniz..
Eksiklerini, hatalarını dile getirebilirsiniz..
Uygulamalarını yanlış bulabilirsiniz..
Tek adam yapılmasını yerebilirsiniz..
Ama toptan yok sayamazsınız..
Mustafa Kemal'i ve onu sevenleri aşağılayamazsınız..
Eğer yapıyorsanız, ya cahilsiniz, ya da kusura bakmayın bir hain..
Çünkü bunun başka bir açıklaması olamaz..
Putlaştırmak ne kadar aptalca ise, yok saymak da o kadar salakçadır.
Mustafa Kemal Atatürk bir liderdir..
Çağının ötesinde aydın bir insandır..
Arkadaşlarıyla birlikte emperyalizme kafa tutmuştur..
"Ya istiklal, ya ölüm" diyenlerdendir..
Bunu demekle kalmamış, silah elde ölümüne cephede savaşmıştır..
Saltanatı yıkmıştır..
Sonunda da arkadaşlarıyla birlikte zafere imza atarak, yeni bir ülke kurmuşlardır..
Bu nedenle ezilen halklar için bir umut, bir sembol olmuştur..
Belki de dünyada Mustafa Kemal Atatürk kadar pulu basılan, heykeli dikilen, sokaklara adı verilen başka bir devlet adamı yoktur..
Örnek mi istiyorsunuz?..
Bakın dünyanın dört bir tarafına..
Yedi kıtaya bir bakın..
Amerika'ya, Afrika'ya, Latin ülkelerine, Japonya'ya, Avrupa'ya veya islam ülkelerine..
Mutlaka bir sokakta, ya da meydanda Mustafa Kemal ismine, heykeline rastlarsınız..
Bizdeki gibi bakımsız değildir o heykeller..
Tertemiz pırıl pırıldır.
Saygı duyulur..
Yine dünyada bir çok ülke Mustafa Kemal Atatürk için özel pullar bastırmıştır..
Çoğunlukla da İslam ülkeleri..
Tüm bu gerçekler ortadayken, bir dünya liderinin kendi ülkesinde yok sayılmaya çalışılması nankörlükten başka bir şey değildir..
Çünkü nankörler düne değil güne bakarlar..
Onlar, kimden menfaatleri varsa onun yüreğine doğru akarlar..
Goethe'nin bir sözü var..
Diyor ki;
"Nankörlük zayıf insanların işidir.. Kuvvetli insanlar arasında hiç nanköre rastlamadım"
Nankör olmayın..
Nankörlerden uzak durun..
(Sedat Kaya,Datça)
10 Kasım 2016

29 Ekim 2016 Cumartesi

CUMHURİYET BAYRAMI *


       
         Bu ve benzeri resim kompozisyonlarına baktığımda çok duygulanıyorum. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana tarih şeridi önümden geçiyor. Benden öncekileri okudum ,onları anımsıyorum. Şehirlerde Atatürk'ün önderlik ettiği kutlamalar, özenle hazırlanan cumhuriyet baloları, halk evlerinde gösterlen tiyatro ve konserler.Ya köylerde: köylerde de davul zurnalı, horonlu, zeybekli kutlamalar.Şimdi sadece belli yaşlarda olanların anılarında kaldı. Köylerde milli bayramlar kutlanmıyor. Okulları yok ,öğretmenleri yok.Çocukları taşımalı eğitim dedikleri yöntemle şehirlere taşınıyor. Okul binaları virane. Köylüm bayramı tv lerde seyrediyor. Seyrediyor dedim,bayram edemiyor,yaşayamıyor.Her mili bayramda olduğu gibi bu bayramda da düşündüğüm üzüldüğüm bir konu.


    
       Anılar denizime daldığımda 1974 yılnı anımsıyorum. Lise son sınıfta olduğum yılı  .Cumhuriyetimiz 50 yaşında. Bir yıl önceden hazırlıklara başlamış, 50 yıl marşını hemen herkese öğretmiştik.Yaşıtlarım bu dizeleri anımsayacaklardır.

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına
Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına
Bu rüzgarla şahlanmış dalga dalga bayrağım
Başka bir tuğ yaraşmaz Türk'un özgür başına.

Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
........................
Bekir Sıtkı Erdoğan

    
      Öğretmenliğimin ilk yıllarında cumhuriyet bayramı anılarımdan 1978 .ilçe merkezine  yakın bir büyük köydeyim. İlk milli bayramım 23 nisan Ulusal Egemenlik Çocuk bayramı idi.İlk kez Ege Bölgesinin en doğusundaki bir ilin bir köyünde ilk milli bayramım. Sessiz Sessiz .Çocukların el çıprmalarından başka ses yok. Köylü bayram olduğunu bilsin diye okullar köyün etrafında dolaşıp köy meydanında toplanıyor, bayram yapmak için. Bilinen konuşmalar ,şiirler. Köylü seyretmekten hoşlanıyor diye yarışlar:yoğurt yeme,  kaşık içinde yumurta taşıma ,halat çekme.Heyecanla izleniyor ve çok alkış alıyordu. Bandolu, trambetli bayram yoktu burada.Çok şaşırmıştım. Sordum ne kiyafetine ne de malzemelere alacak para yoktu .Okulların pek çok gereksinmesi vardı ,bandoya öncelik yoktu .İlçe merkezinde kız meslek lisesinde arkadaşlarım var,müdüre hanım idalist bir müdür.İlk bayram izlenimi onlara anlattığımda çok üzüldüler. Müdüre hanım(dostluğumuz devam ediyor,kulakları çınlasın)"Hiç üzülme Arzu" dedi."biz yeni bando takımı yaptırdık,eski tarampet takımımızı size verelim"
(Trampet takımı sadece önde çalınabilen davullar takımı demek,borasansız.Çok önceki yıllar öyleydi.sonradan borasanlar eklendi.)Çocuklar gibi çok sevindim. Beş tane trampet ve izci kıyafeti ile köydeki okuluma dönmüştüm.Ortaokulda öğrencilerim ilk defa küçük davullar görüyorlardı. Küçük davullar diyorum; davulun ne olduğunu biliyorlardı,düğünlerde ve ramazanlarda.Görmesine görmüşlerdi de ;benim sevgili öğrencilerim,nasıl çalınır nereden bilsinler.Köyün ilkokulunda on parmağında marifet öğretmen arkadaşım imdadımıza yetişti.Trampetleri bellerine bağladı ,çubuklarını nasıl tutacaklarını gösterdi.Başladılar çalışmaya.Hiç unutamıyorum ritm şu:Beş para ver ,beş para ver;beş para yoksa on para ver.Bir sestir köyü çınlatıyor,bu 1978 yılı cumhuriyet bayramı hazırlıklarıdır.Köylüler şaşkın ,köylerine düğünlerde davul çalan Davulcu Veli geldi sandı.1978 yılında Cumhuriyet bayramı ilk kez o köyde trambet sesleriyle kutlandı.Ben ne yaptım mı, ne yapabilirdim ki onların sevinçleri karşısında sesizce ağladım.
   
     Arzu Sarıyer

*29 Ekim 2009 Yılı Cumhuriyet Bayramı anı yazımdır.



23 Eylül 2016 Cuma

250 YILLIK IŞIK OYUNU VE BUGÜNÜN KARANLIĞI / SEDAT KAYA

250 YILLIK IŞIK OYUNU
VE BUGÜNÜN KARANLIĞI
Bugün 23 Eylül..
Yani ekinoks..
Gece ve gündüz eşit bugün..
Kuzey Yarımkürede sonbaharın, güney yarımkürede ise ilkbaharın ilk günü ..
Bir başka ifadeyle bugün Kuzey Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcı..
Bizler yarından itibaren güneşin ışığını daha az göreceğiz..
Ve yarın güneşin ilk ışığı Siirt'te bir türbede doğacak..
Tillo'da bir yatırın başucunu aydınlatacak.
*. *. *
Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi bir alimdi..
1703 ile 1780 yıllarında yaşamıştı..
Astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştı..
Osmanlı döneminin ender alimlerinden biriydi..
Marifetname isimli kitabında güneş sistemini çok ayrıntılı biçimde anlatmıştı..
Kendisini yetiştiren hocası İsmail Fakirullah Efendi 1734 yılında vefat etti.
İbrahim Hakkı Efendi hocası için Tillo'da bir türbe yaptırdı..
İnşaata başlarken bir iddiada bulundu..
Sonbahar ve ilkbahar ekinoksları olan 23 Eylül ve 21 Mart'ta güneşin ilk ışığı hocası İsmail Fakirullah'ın karanlık türbesine girecek ve başucunu aydınlatacaktı..
Olmaz öyle şey dediler..
İnanmadılar..
İbrahim Hakkı Efendi iddiasını sürdürdü..
"Yeni yılda doğan güneş ilk olarak hocamın başucunu aydınlatmazsa, ben o güneşi neyleyim?" dedi..
Günlerce, haftalarca dolaştı..
İnce hesaplar yaptı.
Sonunda türbenin yerini belirledi..
Mimarisini zaten kendi çizmişti..
Aylar süren çalışma sonunda türbe tamamlandı..
Günlerden 23 Eylül'dü..
Herkes türbede toplandı..
Güneş doğmak üzereydi..
Heyecan doruktaydı..
Güneş Tillo'da doğar doğmaz ışığı gerçekten İsmail Fakirullah Efendi'nin başucunu aydınlatacak mıydı?..
Herkesin gözü türbeden 3 kilometre uzaklıktaki Kale-tül üstat (Üstad kalesi) tepesindeydi..
Çünkü güneş oradan doğacaktı..
Sonunda doğdu..
Doğar doğmaz ışığı bir ip gibi İsmail Fakirullah Efendi'nin karanlık türbesine girdi ve başucunu aydınlattı..
Herkes şaşkındı..
İbrahim Hakkı Efendi dediğini yapmıştı..
Bu, o dönem için Osmanlı toplumunda bir mucizeydi..
Ünü bir anda yayıldı..
Bu olaydan bir yıl sonra sultan 1.Mahmut kendisini saraya davet edip konuştu..
Peki, bu mucize nasıl gerçekleşmişti?..
İbrahim Hakkı Efendi türbenin 3 kilometre uzağındaki Üstad Kalesi denen tepeye taş bir duvar yaptırmıştı..
Duvarda 40×50 santimetre ebatlarında bir pencere vardı..
Tillo'da güneş doğar doğmaz ilk ışığı pencereden geçiyordu..
Sonra türbenin yanında dikilen kuleye geliyor..
Oradan türbenin penceresine süzülüyor..
Ve karanlık odada sadece İsmail Fakirullah Efendi'nin başucunu aydınlatıyordu..
Bu astronomi, matematik, fizik ve mimari bilimlerinin bir zaferiydi..
Tam 250 yıl önce gerçekleştirilmiş bir ışık oyunuydu..
Heryıl ekinokslarda yüzlerce insan bu ışık oyununu izlemek için Siirt Tillo'ya gidiyor..
Ve Tillo''da güneş önce İsmail Fakirulah'ın başucunda doğuyor.
*. *. *
Aslında İbrahim Hakkı Efendi'nin bu ışık oyununu ondan binlerce yıl önce Stone Henge'yı, Mısır, Aztek, İnka piramitlerini yapanlar da gerçekleştirmişti..
Astronomi, matematik, fizik ve mimari bilimlerini kullanmışlardı..
Onların çoğu da İbrahim Hakkı Efendi gibi din adamıydı..
Rahiplerdi..
İnsan düşünmeden edemiyor..
Bir 250 yıl öncesi din alimi İbrahim Hakkı Efendi'ye bakın..
Bir de bugünkü din soytarılarına..
Fettullah Gülen'e, Cübbeli Ahmet'e, İsmailağa'ya ve diğerlerine..
Ve de onların paralellerine..
Anadolu'nun nasıl geriye gittiğinin kanıtıdır bu.
(Sedat Kaya, Datça)
23 Eylûl 2016



17 Eylül 2016 Cumartesi

Tarık Akan

      Yetmişli yıllarda romantik aşkımızken seksenlerde devrim aşkımızdınız!. Nurlarda uyuyunuz Tarık Akan ;gidişiniz çok erken ,çok üzgünüm...

Tarık Akan yaşarken yazılmış en sevdiğim  iki yazı...
BİR DEMET ÇİCEK
İyi ki Varsın Tarık Akan - Zeynep Oral 1 Mart 2012 Cumhuriyet
Bu akşam Nürnberg'de, Türkiye - Almanya Film Festivali'nde Tarık Akan'a Onur ödülü veriliyor. Daha önce bu sayfalarda haberini okumuşsunuzdur. Bu akşam başlayacak ve 11 Mart'a dek sürecek olan 17. Türkiye Almanya Film Festivali, Tank Akan'a bu onur ödülünü Türkiye'de sinema sanatının gelişimine ve uluslararası alanda tanınmasına yaptığı kalıcı katkılan" nedeniyle veriyor .
Doğrusu bu akşam orada olup onu kutlamak, en azından kendisine bir demet çiçek vermek isterdim... Gelin görün ki şu anda Almanya'da değil Atina'dayım... Kaldı ki bu karda kışta gönlümdeki çiçek demetini kolay kolay bulamazdım oralarda... En iyisi çiçeklerimi ben ona bu köşeden sunayım.
Bir tutam kır papatyası: "Yakışıklı jön" - "Temiz aile çocuğu" (her ne demekse) masum delikanlı imgesiyle çevirdiği "Hababam Sınıfı" da dahil olmak üzere, ilk filmleri için...
Kucak dolusu kırmızı karanfil: Oyunculukta ustalaştığı, toplumsal eleştiriyi içselleştirdiği, "Nehir”, "Kanal", "Maden", "Sürü", "Adak" gibi filmler için...
Demetin tam ortasına yerleştirilecek kıpkırmızı bir gül: "Yol" filmi için... (Festivali bu film açıyor bu akşam.)
Mavi ortancalar: Faşist darbe yıllarında, 80'lerde bile düşüncelerinden hiç ödün vermeden dört elle sanıldığı "Pehlivan", "Ses", "Derman" gibi filmler için... Kırmızı ve beyaz laleler: 90'lı yıllarda darbeleri 181 lanetleyen "Karartma Geceleri", "Eylül Fırtınası" gibi filmlerle, namuslu ve bilinçli seçimler yaptığı
Kırmızı ve beyaz laleler: 90'lı yıllarda darbeleri lanetleyen "Karartma Gecelen", "Eylül Fırtınası” gibi filmlerle, namuslu ve bilinçli seçimler yaptığı için...
Sarı krizantem: İki yıl önce izlediğim, yanılmıyorsam şimdilik son filmi olan "Deli Deli Olma” daki yaşlı kompozisyonu için... Yorulmak bilmeden sürekli çalışıp yüzü aşkın filmin her birinde kendisiyle yarıştığı, kendini aşmaya çalıştığı ve canlandırdığı her kişiye bizleri İnandırdığı için...
Kucak dolusu gelincik: Son yıllarda yönetmen olarak gerçekleştirdiği belgeseller için... Bunların sonuncusu "Bir Meçhul Öğretmen"di. Ülkemizdeki Köy Enstitüleri gerçeğini, bugün 80'li yaşlarını aşmış Arifiye Köy Enstitüsü mezunu Ayşe ve Mehmet Bayındır öğretmenlerin öykülerinin izini sürerek bize anlatıyordu. Tüm meçhul 'öğretmenlere adanmış bu belgeseli gözyaşlarımı tutamayarak izledim...
Bir demet hercai menekşe: Sinemadan kazandığı betin', yatlara katlara, mal mülk edinmeye değil, Cumhuriyet İlkelerine bağlı öğrenci yetiştirmeye hedeflenmiş bir ilim yuvasını, Özel Taş İlköğretim Okulu'nu kurduğu için... Bakırköy'deki bu okulun üniversitelere girme sıralamasında Türkiye çapında ilk beşin içinde olduğunu biliyor muydunuz?
Bir adet beyaz orkide: Meslek yaşamıyla, meslek dışı yaşamını; daha güzel bir dünya, daha adil Türkiye özlemiyle, var olma biçimini; düşüncesiyle söylemini, söylemiyle eylemini bir kıldığı için...
San, beyaz, mavi kardelenler: Kimseye çaktırmadan, reklamını yapmadan inandığı ilkeler doğrultusunda çalışan STK'lere yaptığı yardımlar için...
Bir demet aslanağzı: Direnmeyi bildiği için,..
Bir avuç yasemin: Örnek oluşturduğu için...
Bir adet manolya: Dostlukların değerini bildiği için,,.
Amma kocaman buket oldu!!!
Teşekkürler Tarık Akan! iyi ki varsın!


http://guven-guven.blogspot.com.tr/2012/03/bir-demet-cicek.html?m=1

Bir demet çiçek ne anlatır size? Bir demet sevgiyi mi? Bir nefeslik aşkı mı? Yoksa bir ömürlük hayat yolculuğumuzu mu? Doğanın vazgeçilmezi olan çiçekler insandan çok önce vardı. Renkleri ve kokuları insan tarafından anlamlandırıldı, onlarla anılır oldular. Her çiçeğin rengi, kokusu, biçimi kendi tarzını, insan tarafından hissettiği duyguyu insana ilettiler.

Kısacası dostlarım, çiçekler de yaşamın bir dilidir. Tabiatın anlattığı bir dil. Aynı zamanda insan insanlaştıkça kendini de bulur bu dilin anlatımı içinde.

Bir demet, hatta bir tek çiçek belki ilk seslenişin, belki de son, seslenişin tanıklığını yaptı ve yapacak… Belki bir ömür adına bir kucak minnet duygusunu anlatacak…

Bir demet çiçekle insan diğer insana; yani sevdiğine, canının cananına çok şeyi anlatır. Ya, sanata bulaşmış, aldığı hava bile sanatın filtresinden, içtiği su bile sanatın imbiğinden geçen yazar nasıl anlatır sevgi ve saygısını?

Zeynep Oral Esintiler isimli köşesinde bir demet çiçekle anlatmış sevgi ve saygısını. Tarık Akan’a Türkiye-Almanya Film Festivali’nde onur ödülü verildi. Hayatını sanata adamış, sanatın ışığı, rehberi olmuş sanatçıyı seven dostu Zeynep Oral da bir demet çiçeği yazarlık sanatı ile buluşturarak göndermiş.

İnsan isteyince; sevgiyi, bir yazı, bir demet çiçek, bir küçük nesnede bile inşa edip kendi sanatını meydana getiriyor. Zeynep Oral da dostu Tarık Akan için böyle bir yol izlemiş. Benim çok hoşuma giden bu çalışmayı kendi köşemde paylaşmaktan dolayı onur duyacağım.

Ve ben susuyorum. Söz, konuşma, piyanonun tuşlarına basma sırası Zeynep Oral’da:

“Doğrusu bu akşam orada olup onu kutlamak isterdim, en azından kendisine bir demeç çiçek vermek isterdim… Gelin görün ki şu anda Almanya’da değil Atina’dayım… Kaldı ki bu karda kışta gönlümdeki çiçek demetini kolay kolay bulamazdım oralarda… En iyisi çiçeklerimi ben ona bu köşeden sunayım.

Bir tutam kır papatyası: “Yakışıklı Jön”-“Temiz aile çocuğu” (her ne demekse) masum delikanlı imgesi ile çevirdiği “Hababam Sınıfı” da dâhil olmak üzere, ilk filmleri için…

Kucak dolusu kırmızı karanfil: Oyunculukta ustalaştığı, toplumsal eleştiriyi içselleştirdiği, “Nehir”, “Kanal”, “Maden”, “Sürü”, “Adak” gibi filmler için…

Demetimin tam ortasına yerleştirilecek kıpkırmızı bir gül: “Yol” filmi için… (Festivali bu film açtı)

Mavi ortancalar: Faşist darbe yıllarında, 80’lerde bile düşüncelerinden hiç ödün vermeden dört elle sarıldığı “Pehlivan”, “Ses”, “Derman” gibi filmler için…

Kırmızı beyaz laleler: 90’lı yıllarda darbeleri lanetleyen “Karartma Geceler”, “Eylül Fırtınası” gibi filmlerle, namuslu ve bilinçli seçimler yaptığı için…

Sarı krizantem: İki yıl önce izlediğim, yanılmıyorsam şimdi son filmi olan “Deli Deli Olma” daki yaşlı kompozisyonu için… Yorulmak bilmeden sürekli çalışıp yüzü aşkın filmin her birinde kendisiyle yarıştığı, kendini aşmaya çalıştığı ve canlandırdığı her kişiye bizleri inandırdığı için…

Kucak dolusu gelincik: Son yıllarda yönetmen olarak gerçekleştirdiği belgeseller için… Bunların sonuncusu “Bir Meçhul Öğretmen”di.

Bir demet hercai menekşe: Sinemadan kazandığı geliri, yatlara, katlara, mal mülk edinmeye değil, Cumhuriyet ilkelerine bağlı öğrenci yetiştirmeye hedeflemiş bir ilim yuvasını, Özel Taş İlköğretim Okulu’nu kurduğu için…

Bir adet beyaz orkide: Meslek yaşamıyla, meslek dışı yaşamını; daha güzel dünya, daha adil Türkiye özlemiyle, var olma biçimini; düşüncesiyle söylemini, söylemiyle eylemini bir kıldığı için…

Sarı, beyaz, mavi kardelenler: Kimseye çaktırmadan, reklâmını yapmadan inandığı ilkeler doğrultusunda çalışan STK’lere yaptığı yardımlar için…

Bir demet aslanağzı: Direnmeyi bildiği için…
Bir avuç yasemin: Örnek oluşturduğu için…
Bir adet manolya: Dostlukların değerini bildiği için…

Sanata adanmış, aldığı hava, içtiği su, ısındığı ateş, bastığı toprak bile sanatla kutsanmış insanların seslenişi; bir demet çiçek sunuşu böyle olur işte…

Beni yanıltmayan, kırk yıl önce sevdiğimiz, saydığımız ve önemle takip edip izlediğim sanat adamı Tarık Akan’a bende teşekkürümü sunuyorum; ellerim acıyana kadar alkışlama isteği ile el sallıyorum…

Güven Serin


                                                    
Tarık Akan ölümü üzerine yazılan en sevdiğim yazı...
SABAH YILDIZI..
Asıl adı Tarık Tahsin Üregül'dü..
Bizim kuşağın jönüydü..
Halkın içinden çıkmıştı..
Ünlenene kadar nice zorluklar yaşamıştı..
Gün geldi işportacılık yaptı..
Gün geldi İstanbul plajlarında cankurtaranlık..
Ses Dergisinin bir yarışmasında Türkiye'nin en yakışıklısı seçildi..
Bu Yeşimçam'a adım atmasıydı..
Aşk filimleriyle tanındı..
Beyaz perdede romantik adamdı..
Ama gerçek hayatta çok farklı..
Bir süre sonra romantik rollerden bıktı..
Sosyal içerikli senaryolarda oynadı..
Olgunluk çağında dik vuruşuyla, fikirleriyle bir muhalifti.
Yıl 1980'di..
Amerika destekli ordu silah zoruyla yönetime el koymuştu..
Konuşanı içeri atıyorlardı..
Sinemanın bir çok ünlüsü, sahnelerin bir çok starı darbecilere övgüler yağdırıyordu..
O ise eleştirdi..
1981 yılında Almanya'da yaptığı bir konuşma nedeniyle tutuklandı..
İktidar yanlısı medyada tıpkı Ahmet Kaya gibi linç edilmeye çalışıldı..
Devletin bölünmez bütünlüğünü sarsmaya çalışmakla suçlandı..
Tam 12 yılla yargılandı..
Mahkemede suçlamaları redetti..
Bölmeyi değil birleştirmeyi amaçladığını söyledi.
2.5 ay hücre hapsi verdiler..
Aslanlar gibi yattı..
Sinemayı bıraktıktan sonra kendisini eğitime adadı..
Cehaletle, irtica ile savaştı..
O yüzden de yobazlar, gericiler, din simsarları tarafından hiç sevilmedi..
Tarık Akan'ın 66 yıllık onurlu yaşamı bugün sona erdi..
Geride 111 film, 4 sinema dizisi, bir kitap, onlarca ödül ve milyonlarca hayran bıraktı..
Ne acıdır ki, bugün 12 Eylül 1980 darbesinden kanlanan bir avuç yavşak (bit yavrusu) sosyal medyada ona küfürler yağdırıyor..
Kendi dinini bile bilmeyen bu 12 Eylül beslemesi cahil cühelanın unuttuğu bir şey var..
Tarık, sabah yıldızı yani Venüs demektir..
Kuranı Kerim'de Tarık Suresi'nde şöyle der.
"Göğe ve Tarık'a andolsun. Tarık'ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır."
Tarık Akan Sinemanın sabah yıldızıydı..
Doğanın kanunudur..
Her gecenin sonunda sabah yıldızı mutlaka doğar..
(Sedat Kaya, Datça) 16 Eylül 2016