19 Mayıs 2015 Salı

19 MAYIS


Emperyalizme karşı başkaldırının ilk ateşinin, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından yakıldığı , bu karşı duruşu gericiliğe ve faşizme karşı bugünde devam ettiren gençlerin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyoruz.



Ne olmuştu 19 Mayıs’ta?

Mustafa Kemal ve isimlerini aşağıda sıraladığım 18 arkadaşı, 19 Mayıs 1919’da resmen tüm dünyaya karşı hakkı korumak için, düşman bombardımanından tek sağlam kalan Samsun limanına gitti. O gidiş, sayesinde biz, bugün kendi topraklarımızın tapusunu alabildik. Eğer Mustafa Kemal zahmet edip bağımsızlığımızı ilan etmek için hayatını ortaya koymasaydı bugün Afganistan’dan, Hindistan’dan beterdi halimiz. 8 devletin hizmetçisi olmuş, vatanımızda onlara servis yapan uşaklara dönmüştük. Hindistan’dan beter bir sömürge, servis yaparak yaşamaya çalışan bir ülke olurduk.


1- Üçüncü Kolordu Komutanı Kur. Alb. Refet (Bele)
2- Müfettişlik Kur. Bşk. Alb. Kazım (Dirik)
3- Müfettişlik Sağlık D. Başkanı. Dr. Alb. İbrahim Tali (Öngören)
4- Kurmay Bşk. Yardımcısı Yarbay Arif (Ayıcı)
5- Müfettişlik Karargahı İstihbarat Müdürü Binbaşı Hüsrev (Gerede)
6- Topçu Binbaşı Kemal (Doğan)
7- Dr. Binbaşı Refik (Saydam)
8- Başyaver Yzb. Cevat Abbas (Gürer)
9- Yzb. Mümtaz (Tunay)
10- Yzb. İsmail Hakkı (Ede)
11- Yzb. Ali Şevket (Öndersav)
12- Yzb. Mustafa Vasfi (Süsoy)
13- Üsteğmen Hayati
14- Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi)
15- Üsteğmen Abdullah
16- Teğmen Muzaffer (Kılıç)
17- Şifre Katibi Faik (Aybars)
18- Şifre Katibi yardımcısı (Atasev)


"Atatürk’ün Nüfus kâğıdında yalnızca doğum yılı yazılıdır. Ne gün ne de ay belirtilmemiştir. Oysa, annesinin daima okuduğu Mushaf’ın kenarında doğum günü ve saati yazılı imiş. Bunu Ankara Belediyesinden bir gün kendisine, nüfus kâğıdı almaya hazırlanırken hatırlattılar.

Yıl yetişir, dedi. Yoksa bir gün gelir doğum günümü kutlamaya kalkarlar. Sonra padişahlara benzerim.

Bir gün İngiltere Kralı VIII. Edward, Batılılarda âdet olduğu üzere Atatürk’e doğum gününde samimi bir telgraf çekerek bir armağan göndermek istemiş, Ankara’daki büyük elçileri aracılığıyla 10 Kasım 1936 günü Atatürk’ün doğum tarihini sordurtmuş, Atatürk de bir yerde yazılı olmadığı için doğum tarihini kesinlikle bilmediğini belirtmiş ve şöyle demiş:

“Anam bana bir bahar ayında dünyaya geldiğimi, doğduğum gün ağaçlarda çiçekler bulunduğunu söylerdi. Ben zaten 39 yaşımdan beri, yani Samsunâ çıktığım günden beri doğum tarihim olarak 19 Mayıs gününü kabul ediyorum. Kral hazretlerine doğum tarihimi 19 Mayıs 1881 olarak bildirsinler.”

Cumhurbaşkanlığı Umumi Kâtiplerinden Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla İngiltere Ankara Büyükelçiliği’ne 12 Kasım 1936 günü Atatürk’ün doğum tarihi 19 Mayıs 1881 olarak bildirilmiştir..."


‘’Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.’

Mustafa Kemal Atatürk"Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklâli kurtarılmaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır



DERSİMİZ BAĞIMSIZLIK
Benim ışığım
Halk ışığı efendiler
Sevginin büyük ışığı
İçinize akmamışsa eğer
Yıkanmamışsa yürekleriniz
Mutluluğun kapıları
Kapanmışsa halkın yüzüne
Karşıma nasıl çıkarsınız
Ne yüzle bakarsınız yüzüme
Bir sabah
Hiç ummadığınız bir sabah
Kucağımda binlerce güneş
Kapınızı vuracağım
Tarihin kulakları çınlayacak
Benim yolum
Bilim yolu efendiler
Evrimlerin devrimlerin yolu
Ayaklarınız alışmamışsa eğer
Uygarlığın kapıları
Kapandıysa yüzünüze
Nasıl varacaksınız nasıl
Benim gösterdiğim yere
Bir sabah
Hiç ummadığınız bir sabah
Kucağımda binlerce güneş
Kapınızı vuracağım
Duran saatlerin ibresi
Dönmeye başlayacak
Benim halkım
Barışın özgürlüğün anası
Tohumla sütkardeş
Toprakla yaşıt sevdası
Sopasıyla ordular kovalamış
Cepheler yarmış kağnısıyla
Büyüdükçe güzelleşmiş kavgası
Destan olmuş efendiler
Bir sabah
Hiç ummadığınız bir sabah
Kucağımda binlerce güneş
Kapınızı vuracağım
Üreten yaratan halkın yüzü
Gülmeye başlayacak
Ben ulusumun halkımın oğlu
Mustafa Kemal Atatürk
Savaşta asker barışta öğretmen
Okulumuz halk okulu
Dersimiz bağımsızlık efendiler
En güzel dersimizdir bağımsızlık
Anladık mı efendiler
Ali YÜCE
ORTADOĞU ŞİİRLERİ - Sayfa: 81

6 Mayıs 2015 Çarşamba

6 MAYIS…



BUGÜN 6 MAYIS…
6 mayıs YENİDEN doğuş günüdür bizler için. Zorbalığın, sömürünün ve baskıların oluşturduğu Karanlıklara ateş yakan üç yiğit insanın, fiziksel olarak aramızdan koparılışının bıraktığı acılardan süzülen bir YENİDOĞUŞ günüdür 6 mayıs.
6 Mayıs sevgi ve insanlık yoksunu kara vicdanlıların,
sömürücü cellatların intikam çığlıklarının adıdır.
6 Mayıs DENİZDİR…YUSUFTUR….HÜSEYİNDİR….
6 Mayıs SÖMÜRÜYE, BASKIYA, BAŞ EĞMEĞE KARŞI KOYUŞUN ADIDIR…
6 Mayıs gerçek anlamda İNSAN İLE BARBARLARIN AYRIŞMASININ ADIDIR…
6 Mayıs karanlıklara karşı YAKILAN ATEŞİN ADIDIR…
İnadına Şiir : Deniz
Deniz idi adı
halkına armağan
bıraktı hayatını
Yıllar geçti
Hâlâ geziyor
anılarda adı.
Yaşıyor hayatı
Refik Durbaş

Açlığın
çıplaklığın acısı mı genişliyor
dalları
meyvaya çağıran rüzgâr mı
Dalgın bir kuşun ötüşünden
sevdiğinin kalbine düşen âşık mı
yağmuru emen toprak mı derinleşiyor
Yas mı tutmalıyım onurlu ölüme
halkın gözlerini dolduran çizgilere
umudu mu çağırmalıyım
Ah, gidiyor işte gidiyor göz göre göre
sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların
gidiyor
öfkenin haykırışları,
yasalarıyla gidiyor kahredişin
zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor,
toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil
azarlanmış çocukların feryadıyla değil
doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor
ölümü donatan arkadaşlarım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre,
durutarak gündüzleri geceleri
durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği
damıtıp sevdalarına
nefesi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım
Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar
özgürlüğün borcu mu ödeniyor
Yaralar mı açılıyor yoksulluğa
ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
birer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşe
Nihat Behram
-Hayatımız Üstüne Şiirler


mahur beste - Attila İlhan
şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız
gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
o mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız
bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı
bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
geceler uzar hazırlık sonbahara
Attila İlhan

Bizim Deniz – Mare Nostrum
En uzun koşuysa elbet
Türkiye'de de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez luverin namlusundan fırlayarak...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun...
Can Yücel

1 Mayıs 2015 Cuma

1 MAYIS

1 MAYIS EMEKÇİLERİN BAYRAMI KUTLU OLSUN
Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, 
Her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, 
Sevmediği hayatı yaşayan, 
Sevmediği işi yapan, 
Sevmediğii kişilerle yaşayan,
Kalabalıklar yüzünden yaşamaya karşı ne bir sevgi,
Ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen,
Her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren,
Gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yanlız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren bütün ölü kentlerin,
Ölü doğmuş çocukları!
Size bu ölü yaşamı hazırlayan sermaye sahibi egemen sınıftır.
Bu acımasız oyunun varlığı siz izin verdiğiniz sürece sürecektir.
- Maksim Gorki

********************************
BİR MAYISLARDA - Ahmet Uysal
kırmızı karanfiller
uzatın bana yeter,
bir mayıslarda...
benim için şiirler
okuyun pir sultandan,
mahzuni'den, nâzım'dan..
tükenmez kalemle
adımı yazın bir gül yaprağına,
üşümesin güller...
çiçek tozu üfleyin
vurulup düştüğüm yere ki
yeryüzü gülistan olsun...
beni öper gibi
öpün sevdiklerinizi,
daha sıkı sarılın onlara...
yem atsanız da olur
güvercinlere bir tepsicik,
çınarlı sokaklarda...
çocuklara
şeker dağıtın avuç avuç,
"şeker de yiyebilsinler."
benimle birlikte anılsın
isterim uğur mumcular,
üçoklar, kışlalılar, türkerler...
ah, can verenlere
özgürlükler uğruna,
bir gül uzatın yeter!
Ahmet Uysal
********************************************************

Ben işçi çocuğuyum evladım,
demiryolu atölyesi işçilerinden
emekli Şükrü nün oğluyum
ekmekle doydu karnım
ekmekle avutuldum
ekmekle korkutuldum.
Sen sofraya havyar da koysan kuzu kızartması da
önce ekmeğe varır elim
çilemin adı benim
ekmek kavgası.
Hiçbir şey istemedim şu dünyadan kendim için
ne köşk ne araba ne para
tükürmüşsem içine
senin tapındığın o sıfatların
satıyorsam emeğimi yok pahasına
ben işçi çocuğuyum evladım
benim davam başka dava...
Hasan Hüseyin KORKMAZGİL
***********************************************

1 Mayıs
Mayıs mı o kapıda duran?
içeri alın, terini silin
su içirin kurumasın yaprakları
gizleyin ölü işçi fotoğraflarını
kırılmasın kalbi
tam da yürüyüşe geçecekken...
Mayıs mı o kapıda duran?
koyverin hasretin o vakur tahammülünü
sıkıca sarılın, bırakın düşsün kasketi
selamını söyleyin, selam bile bırakamayanların
ama gerçeği ve yalnız gerçeği de söyleyin
faşizmin gölgesini, çardak serinliğine yormasın...
Mayıs mı o kapıda duran?
deyin ki eksildikçe nisan, çoğaldı insan
artık sığmamaktadır göğe denize
vakt erişti, dem dirildi, cem zamanıdır şimdi
söyleyin de yüzü gül, eli nergis, nefesi karanfil kesilsin
deyin ki, bütün bunları hatırlamak için
Ey Mayıs, tam zamanında geldin...
Haluk IŞIK
30 Nisan 2012, İzmir

******************
Türkiye işçi sınıfına selam!
Selam yaratana!
Tohumların tohumuna,serpilip gelişene selam!
Bütün yemişler dallarınızdadır
Beklenen günler,güzel günler ellerinizdedir
Haklı günler,büyük günler
Gündüzlerinde sömürülmeyen,gecelerinde aç yatılmayan
Ekmek,gül ve hürriyet günleri
Türkiye işçi sınıfına selam!
Meydanlarda hasretimizi haykıranlara
Toprağa,kitaba,işe hasretimizi
Hasretimizi,ayyıldızı esir bayrağımıza
Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selam!
Paranın padişahlığını,
Karanlığını yobazın
Ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selam!
Türkiye işçi sınıfına selam!
Selam yaratana! Nazım Hikmet

17 Nisan 2015 Cuma

KÖY ENSTİTÜLERİ BÖLGELERİ

Çamlıbel / Mehmet Başaran
Çamlıbel'de bir gül açsa,
Uykuları kaçar Bolu Beyi'nin.
Çünkü kırmızıdır gül,
Toprağın ve halkın uyanışına benzer.
Bir değil, bin gül açıyordu Anadolu'da,
Ekmeği ikiye bölsen,
Aydınlık sesi duyuluyordu halkın.
Köyleri tutmuştu aşkın ve terin hünerleri.
Bir oldular da Bolu Beyleri Kapattılar Enstitüleri...
YİRMİBİR ANIT KÖY ENSTİTÜLERİ
Aç kaldık da, el açmadık
Devrimlere temel taştık
Diken söktük, gül diktik
Yürü goca halkım yürü...
Kırk bin köye kırk bin okul
Savaş bitmiş halkım yoksul
Anam kalmış yetimle dul
Yürü Kızılçullu'm yürü.
Savaş açlık kıtlık demek
Günde yetmiş gram ekmek
Karanlığa ışık gerek
Yürü Savaştepe'm yürü.
Boz giysiler kazma kürek
Kanlı toprak devirerek
Karanlığa tükürerek
Yürü kır Kepir'im yürü.
Harçlar kardık, kürek çektik
Akça binalar yükselttik
Yüzbinlerce fidan diktik
Yürü Pazarören yürü.
Eken biçen süren de O
Alın teri, emek de O
Saz, söz, türkü, horan da O
Yürü Arifiye'm yürü.
Bengimiz, harmandalımız
Timurağ, Arpazlımız
Bağımsızlıktı andımız
Yürü Ortaklar'ım yürü.
Kemençeli Laz uşağı
Titrer bağlardı kuşağı
Hamsili mısır başağı
Yürü Beşikdüzü'm yürü.
Sazlı, sözlü folklorumuz
Halktı bizim umudumuz
Saban değil pulluğumuz
Yürü Ladik, İvriz yürü.
Bu yerlerde güller biter
Gözağrım gözümde tüter
Kula kulluk artık yeter
Yürü Cılavuz'um yürü.
Kavgamız toprak, fen idi
Gavgamız dil, kültür idi
Gavgamız çağdaşlık idi
Yürü Gönen, Aksu'm yürü.
İrili ufaklı köyler
Şeyhler, müritler, şefler
Tek keçi südün emerler
Yuru Pulur, Dicle'm yürü.
Dağbaşı ışık seliydi
Esenyel çamlık yeliydi
Akan değirmen seliydi
Yuru Yıldızeli'm yürü.
Sarıkamış, Çanakkale
Bak kefensiz ölenlere
Yetim hakkı yiyenlere
Yürü Akçadağ'ım yürü.
İçte dışta paramız pul
Yaban elde bacımız dul
Ortadirek olur mu kul
Yürü Çifteler'im yürü.
Arap at, tiftik keçimiz
Dersliğimiz, çiftliğimiz
Ruhi Su'yla, Veysel'imiz
Yürü Hasanoğlan yürü
Hasan Ali, Tonguç Baba
Sırtımızdan çıktı aba
Altın başak gürgen yaba
Yürü Haruniye'm yürü.
Karagüç kuyular kazar
Kırk bin köyde bizim mezar
Dadal destanını yazar
Yürü Gölköy, Ernis yürü.
Nebi Dadaloğlu 

KÖY ENSTİTÜLERİ BÖLGELERİ
Köy Enstitüsü Kuruluş Tarihi Bölgeleri. 
1-Eskişehir-Çifteler 17 Nisan 1940 
Eskişehir, Ankara-Afyon-Konya
(Köy Öğretmen Okulu-30 Ekim 1937)
2-İzmir-Kızılçullu 17 Nisan 1940 
İzmir, Afyon,Manisa, Muğla 
(Köy Öğretmen Okulu-30 Ekim 1937)
3-Kırklareli-Lüleburgaz 17 Nisan 1940
Kepirtepe Edirne- Kırklareli-Tekirdağİstanbul
(Köy Öğretmen Okulu-14 Kasım 1938)
4-Kastamonu-Gölköy 17 Nisan 1940 Kastamonu-Çankırı- Çorum, Sıvas Zonguldak
5-Sansun-Ladik-Akpınar 15 Haziran 1940 Samsun-Amasya-Tokat
6-Antalya Aksu 20 Haziran 1940 Antalya-Mersin-Muğla
7-Balıkesir-Savaştepe 20 Haziran 1940 Balıkesir-Çanakkale-Kütahya
8-Kocaeli-Arifiye Haziran 1940 Kocaeli-Bilecik-Bolu-
Bursa- İstanbul
9-Isparta-Gönen Haziran 1940 Isparta-Burdur-Denizli
10- Trabzon-Beşikdüzü Haziran 1940 Trabzon-Giresun Ordu Gümüşhane-Rize

11-(Seyhan)Adana-Düziçi 20 Temmuz 1940 Adana-Gaziantep-Hatay-K.Maraş Mersin

12-Kayseri-Pazarören 26 Temmuz 1940 Kayseri-Kırşehir-Niğde-Sivas-Yozgat
13-Malatya-Akçadağ Temmuz 1940 Malatya-Bingöl, Diyarbakır-Elazığ-Mardin Muş-Şanlıurfa-Sivas-Tunceli
14- Kars Cılavuz Temmuz-1940 Kars-Ağrı-Artvin-Erzurum
15-Ankara-Hasanoğlan 10 Nisan 1941 Ankara-Çankırı-Kırşehir
16-Konya-Ereğli-İvriz 11 Kasım 1941 Konya-Nevşehir- Niğde Mersin
17-Sivas-Yıldızeli 1942 Sivas –Erzincan
18-Erzurum-Pulur 13 Ağustos 1943 Erzurum-Bingöl
19-Diyarbakır-Ergani-Dicle 01 Haziran 1944 Diyarbakır
Bitlis-Mardin-Siirt-Ş.Urfa
20-Aydın-Ortaklar 16 Ağustos 1944 Aydın-Muğla
21-Van-Ernis 1949 Van Hakkâri.

(Not: Bağlı iller enstitülerin ilk kuruluşlarında öğrenci aldıkları illerdir. Yenileri açıldıkça bağlı iller yeni bölgelere geçmiş bu yüzden bazı iller tekrarlanmıştır.)


16 Nisan 2015 Perşembe

YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLER DERNEĞİ (YKKED) 75. YIL BASIN AÇIKLAMASI



YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLER DERNEĞİ (YKKED) 75. YIL BASIN AÇIKLAMASI
“Bir yandan bilgisizliği ortadan kaldırmaya uğraşırken, bir yandan da memleket evladını toplumsal ve ekonomik hayatta etkili ve verimli kılabilmek için zorunlu olan ilk bilgileri, uygulamalı bir biçimde vermek metodu eğitimimizin temelini oluşturmalıdır.” Mustafa Kemal ATATÜRK
Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında kurulan, 1946 yılında yolundan saptırılan ve 1954 yılında kapatılan özgün, aşılamayan, aydınlık bir Cumhuriyet projesidir.
Köy Enstitüleri, emperyalist işgalcileri topraklarından kovan ve ezilen halklara ulusal kurtuluş yolunu açan Türk halkının sosyal kurtuluşa uzanan elleridir.
Köy Enstitüleri; yoksulluğun, açlığın, salgın hastalıkların, bilisizliğin pençesindeki Anadolu için bir uygarlık ve değişim tasarımı; sosyal devrim adımıdır.
Köy Enstitüleri; eşitlikçi, demokratik, laik, bilimsel, üretici eğitimin, kişilik eğitimi ve demokrasi temelli eğitim anlayışının adıdır.
Köy Enstitüleri; yalnızca "köyün canlandırılması" için öğretmen yetiştiren bir eğitim modeli değil, aynı zamanda ülkemiz aydınlanma hareketinin, ilerici devrimci toplumsal değişimin, yenilenmenin temel dinamiğidir.
Köy Enstitüleri; çoban adayı 17 bin 341 köy çocuğundan, bilinçli bir aydın, gerçek bir Cumhuriyet öğretmeni ve köy sağlık memuru yaratan aşılamayan devrimci kurumun adıdır.
Özünde Köy Enstitüleri, bir özgürleşme eylemidir, genç Türkiye Cumhuriyetinin 1940 yılında gerçek kılmayı amaçladığı büyük ütopyasıdır.
GÜNEŞ ANADOLUDAN YÜKSELDİ
1940’lı yıllarda halkın özü köylüydü. Doğanın, inancın, bilgisizliğin tutsağı köylülere değerini vermek, devrimlere ulaştırmak gerekti. Eğitim alanında olduğu gibi, tarımda, sağlıkta da ona yaklaşılmalıydı. Mustafa Kemal Atatürk “bilgiyi yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, iş içinde kullanılabilen bir araç durumuna getirmektir” demişti. Köy Enstitülerinin kurucusu büyük devrimci İsmail Hakkı Tonguç “Ülke ve ulusu kitaplardan okumakla öğrenmeyen, köye gidecek, köyde kalacak“ yeni bir öğretmen tipi yaratacak ve enstitü olarak adlandıracağı okul düşünüyordu…Ve “Köy Enstitüleri’nin temeli Eğitmen Kursları ile atıldı.” Eğitmenler dağ başlarındaki köylerde binlerce çocuğa Cumhuriyeti, Türk devrimini anlattı, köye ışık tuttu, köyde örnek önder oldu.
Köye lider olarak yetişecek öğretmen adayları Köy Enstitüsünde iş içinde çalışarak, kullanacakları binaları kendileri yaptı, toprağı işleyerek kendileri üretti.
Kültür dersleri, tarım, iş-teknik ve sanat bilgileri alan bu gençler köy yaşamının ve kültürünün yükselmesinde rol alacak Cumhuriyetin “yeni öğretmeni” oldular.
Her Köy Enstitüsünün kendisine yetecek yüzlerce dönüm toprağı vardı.
Amaç kıraç toprakların yakın gelecekte elektriği, suyu, yolu, binaları ve tarım alanları ile yaşanabilir, yeşil bir yer olabileceğini göstermekti.
Her enstitü öğrencilerin, öğretmenlerin, usta öğreticilerin alın teri ve emek gücüyle devlete yük olmadan kendisi üreten, kendisi tüketen örnek kurumlar oldu. Binalar yapıldı. Tarım alanları ekildi. Dikildi. İşliklerde demircilik, marangozluk öğrenildi. Binaların gerekli iş ve bölümleri yapıldı.
Kız adaylar nakış işledi, dikiş, dokuma öğrendi. Kendi giysilerini, yatak örtülerini dikti. İşliklerde araç gereç üretildi. Meyve sebze yetiştirildi. Kümes hayvanı, ipek böceği ve büyük-küçükbaş hayvan beslenildi.
Köy Enstitülerinden, 1398 kadın, 15.493 erkek olmak üzere toplam 17.341 öğretmen mezun oldu. 21 Köy Enstitüsünde 1500 dönüm toprak işlendi, meyveli-meyvesiz 750.000 fidan dikildi, 1500 dönüm sebzelik, 1200 dönüm bağlık alan oluşturuldu. Yüz kilometreyi aşan yol ve su kanalizasyonu açıldı. Birçok bina yanı sıra 12 elektrik santralı, 18 su deposu, 12 tarım deposu, 22 çamaşırlık ve 3 balıkhane olmak üzere 723 bina yapıldı.
Enstitülerin başka bir özelliği de, eğitim tarihinde bir ilk olan, öğrencilerin kendi kendini yönetmesi, yani yarattığı demokratik iklimdir. Cumartesi günleri öğleden sonra okul “genel kurul” olarak toplanırdı. Okulun haftalık işleyişi tam bir demokratik özgürlükle incelenir, konuşulur, olumlu, olumsuz yönleri üzerinde durulur. Düzeltme çareleri aranırdı. Köy Enstitüleri tutumluluğu, yapıcılığı, yaratıcılığı ve üreticiliği ilke edinmişti. Bu kurumlar eğitimde fırsat eşitliğini hayata geçirdi, kadın-erkek ayırımını kaldırdı, bölgeler arası dengesizliğe son verecek dev adımlar attı.
SELAM OLSUN KÖY ENSTİTÜSÜ DESTANINI YARATANLARA!
Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç, dünya pedagogları arasında Asya Kıtası’nın en büyük eğitimcisi seçilmiştir. Hasan-Âli Yücel, gelmiş geçmiş Milli Eğitim Bakanları içinde ilerici, Atatürk devrimcisi kişiliğiyle ün kazanmış, sanatta, teknikte, eğitimde, dilde, ilk-orta-yüksek öğrenimde çığır açmış büyük halk, devlet, düşün adamıdır. Dünya eğitim tarihinde ulusun eğitimine ve kültürüne ikisi kadar büyük hizmette bulunmuş başkaları yoktur.
Üstelik bu başarılarını, dünyanın savaş alevleriyle kuşatıldığı, Alman faşizmine karşı hazır olunduğu, ekonomik sıkıntıların tüm yurtta yaşandığı yıllarda sağlamışlardır. Tarihi gaflet ve ihanet içinde Köy Enstitülerini kapatanlar, halkın kurtuluş umudunu yok etmekle kalmadılar, bugünkü karanlığın suçluları olarak da tarih sahnesindeki yerlerini aldılar.
Günümüzde eğitimin tümüyle niteliğini kaybettiği, piyasalaştırıldığı, dinselleştiği laik, demokratik, bilimsel kazanımlarının yok olduğu ülke koşullarında Köy Enstitüleri Türkiye’nin geçmişindeki yarın olarak geleceğimizi aydınlatıyor. Köy Enstitüleri, kuruluşlarının 75. yılında yeniden umudun, aydınlığın, güzelliğin senfonisini yaratmak düşümüzün kaynağıdır.
Yücel, Tonguç ve tüm Köy Enstitülerinin anılarına saygıyla…
Kemal Kocabaş

15 Nisan 2015 Çarşamba

“KÖY ENSTİTÜLERİ: BABA TONGUÇ’TAN PAULO FREİRE’YE VE MİHAİL BAHTİN’E SELAM…

“KÖY ENSTİTÜLERİ:
BABA TONGUÇ’TAN PAULO FREİRE’YE VE MİHAİL BAHTİN’E SELAM…”
Köy Enstitüleri’ni ve kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’u, Paulo Freire, Antonio Gramschi, Octavio Paz, Mihail Bahtin gibi düşünürlerle birlikte okumadıkça içerdiği anlam zenginliği ve ütopyacı gücünü kavramamız mümkün olmayacaktır. Özellikle Tonguç’un devrimci bakış açısı ve buradan güç alan uygulamaları ile Bahtin’in kültürel sosyoloji alanındaki çalışmalarına yan yana göz atıldığında, Tonguç’un eğitim izleğinin bir eğitim tasarımının sınırlarını yıkıp geçtiği, büyük bir kültürel devriminin, bir Rönesans çabasının temellerinin aydınlanmaya başladığı görülecektir.
Bugün birçok eğitim kurumunda bir başyapıt gibi okunan Paula Freire’nin 1968’de tamamladığı, 1971’de İngilizce’ye çevrilmiş “Ezilenlerin Pedagojisi” kitabında dile getirdiği birçok eleştirel-devrimci eğitim ilkesi, 1940lı yıllarda Anadolu topraklarında İsmail Hakkı Tonguç’un Köy Enstitüleri’nde uygulanmaya konmuştu. Aynı zaman diliminde, Gramschi Mussolini faşizminin zindanlarında tuttuğu cilt cilt defterlerine hegemonya ve devrimci eğitimle ilgili notlar düşüyor, Mihail Bahtin Sibirya’da Stalin buyurganlığının ve boyun eğdirmeciliğinin sürgününde bir bacağını yitirip sağlığını korumaya çalışıyordu. Bahtin’in 1965 yılında yayınlanacak Rabelais ve Dünyası adlı yapıtında dizgeleştirdiği Rönesans ve halk kültürü ilişkisi İkinci Dünya Savaşı yıllarında Tonguç’un enstitülerinde yaşama geçiyordu. Ve 1924 yılında eğitimimize yol göstermesi için çağrılmış büyük eğitimci John Dewey, 1945 yılında Le Mond Gazetesine verdiği demeçte, “Hayalimdeki okullar Türkiye’de kuruldu” diyordu.
Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisinde şöyle diyor: “Tarihi halk olmadan tamama erdirme halka karşı olmanın başka biçimidir” (s 22) Köy Enstitüleri eğitim sürecini ve tarihi halkla birlikte kurmak için yola çıkmış kurumlardı.
Köy Enstitüleri’nde Doxa (bilgi) yerine Logos (gerçek algı) yaşama geçmekteydi.
Freire’nin özgürleşme eyleminin ana elemanı olarak gördüğü diyalogun temelleri olan SEVGİ, İNANÇ, ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK VE UMUT, Köy Enstitülerindeki diyalog ortamının da ana ilkeleriydi.
Köylü doğayı biçimlendiren olarak değil, kendini doğanın bir parçası olarak görür. “Bizim onlar için arzuladıklarımız değil, kitlelerin doğrudan dilekleri ve kararları etkin olmalıdır.” (Mao, s 81)
Halkı kazanmak değil, halkın yanında savaşmak hedeflenmelidir. (E. P s 82)
İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’tan;
“Karaağaç Köy Eğitmeni Yetiştirme Kursu Eğitim Şefliği’ne,
24 Eylül 1937
Kurslarda bulunan eğitmenler tarafından yazılmış güzel yazılar bir araya toplanarak eğitmen kursları için bir (okuma kitabı) bastırılacaktır. Onun için aşağıda saptanan esaslar göz önünde tutularak eğitmenler tarafından muhtelif vesilelerle yazılmış yazıların asılları veya kopyaları toplanarak idaremize gönderilecektir.
Tahrir derslerinde eğitmenler tarafından yazılmış güzel yazılar:
Tasvir mahiyette yazılar, b. Mektup numuneleri, c. Senet ve zabıt varakası örnekleri
Eğitmenler tarafından yazılmış destanlar,
Eğitmenler tarafından oynanan temsillerin aynen tutulmuş zabıtları. (Bu piyeslere hariçten hiçbir şey ilave edilmemelidir) Bu esaslara göre vereceğiniz yazıları 15.10.1937 tarihine kadar göndermenizi önemle dilerim.” (Ferit Oğuz Bayır, Köyün Gücü, Ulusal Basımevi, Ankara 1971, s 131)
Eğitim ve kültür çalışmalarında öğretme, belletme değil; özgür araştırma, eleştirel yöntemler önde tutulmaktadır. “Kültür derslerinin işleniş şekline başlangıçta bir türlü alışamadık. Öğretmenler bizi gruplara ayırarak çalıştırıyorlardı. Her nedense, konular bu gruplara dağıtılmıştı. Bir gruba verilen konuya diğer gruplar da çalışmaya mecburdu. Bize, ‘dersleri artık öğretmen değil kendiniz anlatacaksınız’ dediler. Biz hayret etmiştik. ‘Hiç diyorduk, öğretmen dururken talebe ders anlatır mı?’” (Köy Enstitülü bir öğretmenin anılarından, anan: İ. Hakkı Tonguç, Canlandırılacak Köy, s 625)
Tonguç, Pulur Köy Enstitüsü’nde hafta sonu etkinliği için sahne hazırlanmakta olduğunu duyunca küplere biniyor, “öyle şey olmaz; Köy Enstitüleri’nde öğretmen ve konukların önde, öğrencilerin arkada oturtulacağı, izleyenle oynayanın birbirinden ayrılacağı sahneler kuramazsınız" diyordu…
Tonguç’un enstitülerindeki kurucu düşünce, Mihail Bahtin’in Avrupa-Asya kültürleri içinde tanımını yaptığı karnavalcılık geleneği ve Octavio Paz’ın Latin Amerika kültürü içinde tanımladığı Fiesta geleneği ile örtüşmektedir. “…Fiesta gerçek bir yeniden yaratılıştır. (…) Seyirci ile oyuncu yönetici ile yönetilenler arasındaki sınır kuleleri kalkar. Fiesta’ya herkes katılır ve bırakır kendini onun sarıp sarmalayan akışına. (…) Erkekler kadınlar gibi giyinir, efendiler sanki köleler, yoksullar da zenginler gibi! Askerler, rahipler ve yasalarla alay edilir. Kutsal şeyler çalınır, dinsel ayinlere küfürler savrulur.” (Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı, s 55-57)
Köy Enstitüleri’nde köylülerin de katıldıkları cumartesi eğlenceleri birer şenlik, Bahtinci bir bakış açısıyla birer “karnaval” yeri gibidir. “Çalışan ve öğrenen insanın okumak, ilerlemek, eğlenmek de hakkı olduğuna inanıyorduk. Eğlencelerimizi her cumartesi günü yapıyorduk. Bunların mahiyeti de değişmişti. Eskiden olduğu gibi yazılmış, hazır piyesler oynamaya kalkmazdık. Uzun boylu hazırlanmalar da olmazdı. Kadın kıyafetine girmek için battaniyelere sarılır, meydana çıkıverirdik. Elbiselerimize başkalık vermek için de ceketlerimizi, şapkalarımızı, ters çevirir giyerdik.” (Köy Enstitülü bir öğretmenin anılarından, aktaran, İ. Hakkı Tonguç, Canlandırılacak Köy, s 625)
15 Nisan 2015, Alper AKÇAM