16 Nisan 2015 Perşembe

YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLER DERNEĞİ (YKKED) 75. YIL BASIN AÇIKLAMASI



YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLER DERNEĞİ (YKKED) 75. YIL BASIN AÇIKLAMASI
“Bir yandan bilgisizliği ortadan kaldırmaya uğraşırken, bir yandan da memleket evladını toplumsal ve ekonomik hayatta etkili ve verimli kılabilmek için zorunlu olan ilk bilgileri, uygulamalı bir biçimde vermek metodu eğitimimizin temelini oluşturmalıdır.” Mustafa Kemal ATATÜRK
Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında kurulan, 1946 yılında yolundan saptırılan ve 1954 yılında kapatılan özgün, aşılamayan, aydınlık bir Cumhuriyet projesidir.
Köy Enstitüleri, emperyalist işgalcileri topraklarından kovan ve ezilen halklara ulusal kurtuluş yolunu açan Türk halkının sosyal kurtuluşa uzanan elleridir.
Köy Enstitüleri; yoksulluğun, açlığın, salgın hastalıkların, bilisizliğin pençesindeki Anadolu için bir uygarlık ve değişim tasarımı; sosyal devrim adımıdır.
Köy Enstitüleri; eşitlikçi, demokratik, laik, bilimsel, üretici eğitimin, kişilik eğitimi ve demokrasi temelli eğitim anlayışının adıdır.
Köy Enstitüleri; yalnızca "köyün canlandırılması" için öğretmen yetiştiren bir eğitim modeli değil, aynı zamanda ülkemiz aydınlanma hareketinin, ilerici devrimci toplumsal değişimin, yenilenmenin temel dinamiğidir.
Köy Enstitüleri; çoban adayı 17 bin 341 köy çocuğundan, bilinçli bir aydın, gerçek bir Cumhuriyet öğretmeni ve köy sağlık memuru yaratan aşılamayan devrimci kurumun adıdır.
Özünde Köy Enstitüleri, bir özgürleşme eylemidir, genç Türkiye Cumhuriyetinin 1940 yılında gerçek kılmayı amaçladığı büyük ütopyasıdır.
GÜNEŞ ANADOLUDAN YÜKSELDİ
1940’lı yıllarda halkın özü köylüydü. Doğanın, inancın, bilgisizliğin tutsağı köylülere değerini vermek, devrimlere ulaştırmak gerekti. Eğitim alanında olduğu gibi, tarımda, sağlıkta da ona yaklaşılmalıydı. Mustafa Kemal Atatürk “bilgiyi yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, iş içinde kullanılabilen bir araç durumuna getirmektir” demişti. Köy Enstitülerinin kurucusu büyük devrimci İsmail Hakkı Tonguç “Ülke ve ulusu kitaplardan okumakla öğrenmeyen, köye gidecek, köyde kalacak“ yeni bir öğretmen tipi yaratacak ve enstitü olarak adlandıracağı okul düşünüyordu…Ve “Köy Enstitüleri’nin temeli Eğitmen Kursları ile atıldı.” Eğitmenler dağ başlarındaki köylerde binlerce çocuğa Cumhuriyeti, Türk devrimini anlattı, köye ışık tuttu, köyde örnek önder oldu.
Köye lider olarak yetişecek öğretmen adayları Köy Enstitüsünde iş içinde çalışarak, kullanacakları binaları kendileri yaptı, toprağı işleyerek kendileri üretti.
Kültür dersleri, tarım, iş-teknik ve sanat bilgileri alan bu gençler köy yaşamının ve kültürünün yükselmesinde rol alacak Cumhuriyetin “yeni öğretmeni” oldular.
Her Köy Enstitüsünün kendisine yetecek yüzlerce dönüm toprağı vardı.
Amaç kıraç toprakların yakın gelecekte elektriği, suyu, yolu, binaları ve tarım alanları ile yaşanabilir, yeşil bir yer olabileceğini göstermekti.
Her enstitü öğrencilerin, öğretmenlerin, usta öğreticilerin alın teri ve emek gücüyle devlete yük olmadan kendisi üreten, kendisi tüketen örnek kurumlar oldu. Binalar yapıldı. Tarım alanları ekildi. Dikildi. İşliklerde demircilik, marangozluk öğrenildi. Binaların gerekli iş ve bölümleri yapıldı.
Kız adaylar nakış işledi, dikiş, dokuma öğrendi. Kendi giysilerini, yatak örtülerini dikti. İşliklerde araç gereç üretildi. Meyve sebze yetiştirildi. Kümes hayvanı, ipek böceği ve büyük-küçükbaş hayvan beslenildi.
Köy Enstitülerinden, 1398 kadın, 15.493 erkek olmak üzere toplam 17.341 öğretmen mezun oldu. 21 Köy Enstitüsünde 1500 dönüm toprak işlendi, meyveli-meyvesiz 750.000 fidan dikildi, 1500 dönüm sebzelik, 1200 dönüm bağlık alan oluşturuldu. Yüz kilometreyi aşan yol ve su kanalizasyonu açıldı. Birçok bina yanı sıra 12 elektrik santralı, 18 su deposu, 12 tarım deposu, 22 çamaşırlık ve 3 balıkhane olmak üzere 723 bina yapıldı.
Enstitülerin başka bir özelliği de, eğitim tarihinde bir ilk olan, öğrencilerin kendi kendini yönetmesi, yani yarattığı demokratik iklimdir. Cumartesi günleri öğleden sonra okul “genel kurul” olarak toplanırdı. Okulun haftalık işleyişi tam bir demokratik özgürlükle incelenir, konuşulur, olumlu, olumsuz yönleri üzerinde durulur. Düzeltme çareleri aranırdı. Köy Enstitüleri tutumluluğu, yapıcılığı, yaratıcılığı ve üreticiliği ilke edinmişti. Bu kurumlar eğitimde fırsat eşitliğini hayata geçirdi, kadın-erkek ayırımını kaldırdı, bölgeler arası dengesizliğe son verecek dev adımlar attı.
SELAM OLSUN KÖY ENSTİTÜSÜ DESTANINI YARATANLARA!
Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç, dünya pedagogları arasında Asya Kıtası’nın en büyük eğitimcisi seçilmiştir. Hasan-Âli Yücel, gelmiş geçmiş Milli Eğitim Bakanları içinde ilerici, Atatürk devrimcisi kişiliğiyle ün kazanmış, sanatta, teknikte, eğitimde, dilde, ilk-orta-yüksek öğrenimde çığır açmış büyük halk, devlet, düşün adamıdır. Dünya eğitim tarihinde ulusun eğitimine ve kültürüne ikisi kadar büyük hizmette bulunmuş başkaları yoktur.
Üstelik bu başarılarını, dünyanın savaş alevleriyle kuşatıldığı, Alman faşizmine karşı hazır olunduğu, ekonomik sıkıntıların tüm yurtta yaşandığı yıllarda sağlamışlardır. Tarihi gaflet ve ihanet içinde Köy Enstitülerini kapatanlar, halkın kurtuluş umudunu yok etmekle kalmadılar, bugünkü karanlığın suçluları olarak da tarih sahnesindeki yerlerini aldılar.
Günümüzde eğitimin tümüyle niteliğini kaybettiği, piyasalaştırıldığı, dinselleştiği laik, demokratik, bilimsel kazanımlarının yok olduğu ülke koşullarında Köy Enstitüleri Türkiye’nin geçmişindeki yarın olarak geleceğimizi aydınlatıyor. Köy Enstitüleri, kuruluşlarının 75. yılında yeniden umudun, aydınlığın, güzelliğin senfonisini yaratmak düşümüzün kaynağıdır.
Yücel, Tonguç ve tüm Köy Enstitülerinin anılarına saygıyla…
Kemal Kocabaş

5 yorum:

E S İ N dedi ki...

Ülkemizin kalkınması ve gelişmesinde eğitimli ve bilinçli insan unsuru önemlidir. İşte bu yüzden böyle bir oluşumun mihenk taşları olmak üzere yola çıkmıştı Köy Enstitüleri. Ne yazık ki; '17 Nisan 1940 yılında kurulan, 1946 yılında yolundan saptırılan ve 1954 yılında kapatılan özgün, aşılamayan, aydınlık bir Cumhuriyet projesi' olarak andığımız bu önemli proje yarım kaldı ve bugünlere gelemedi. Eğer Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı Türkiye'nin bugünkü fotoğrafı yerine bambaşka bir fotoğraf çıkacaktı karşımıza. Köylüsüyle, kentlisiyle aydın bir millet olacaktık. Umudumuz yarım kalan bu projenin yeniden hayata geçirilmesi ve varlığını sürdürerek daha çağdaş, özgür ve aydınlık bir ülkede hep beraber mutlu bir yaşam sürdürmemiz olacaktır.

Köy Enstitülerinin kuruluşunda ve sonrasında emeği geçenleri; Yücel, Tonguç ve tüm Köy Enstitüleri saygıyla anıyorum.

Bu önemli paylaşım için size çok teşekkür ederim Arzu Öğretmenim..İyi ki varsınız. En derin sevgi ve saygılarımla...

E S İ N dedi ki...

Ülkemizin kalkınması ve gelişmesinde eğitimli ve bilinçli insan unsuru önemlidir. İşte bu yüzden böyle bir oluşumun mihenk taşları olmak üzere yola çıkmıştı Köy Enstitüleri. Ne yazık ki; '17 Nisan 1940 yılında kurulan, 1946 yılında yolundan saptırılan ve 1954 yılında kapatılan özgün, aşılamayan, aydınlık bir Cumhuriyet projesi' olarak andığımız bu önemli proje yarım kaldı ve bugünlere gelemedi. Eğer Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı Türkiye'nin bugünkü fotoğrafı yerine bambaşka bir fotoğraf çıkacaktı karşımıza. Köylüsüyle, kentlisiyle aydın bir millet olacaktık. Umudumuz yarım kalan bu projenin yeniden hayata geçirilmesi ve varlığını sürdürerek daha çağdaş, özgür ve aydınlık bir ülkede hep beraber mutlu bir yaşam sürdürmemiz olacaktır.

Köy Enstitülerinin kuruluşunda ve sonrasında emeği geçenleri; Yücel, Tonguç ve tüm Köy Enstitüleri saygıyla anıyorum.

Bu önemli paylaşım için size çok teşekkür ederim Arzu Öğretmenim..İyi ki varsınız. En derin sevgi ve saygılarımla...

Arzu Sarıyer dedi ki...

Çok teşekkürler Esin 'ciğim ,yeni kuşaklardan Köy Enstitülerine gösterilen ilgi beni sevindiriyor.İyi sen de varsın ve ben çok seviyorum...Selam ve sevgiler.

RABİA SERTELİ dedi ki...

Köy enstitülerinin bu kadar kısa ömürlü olduklarını bilmiyordum. Atatürk'ün sağlığında kurulduğunu zannediyordum. Çok küçüktüm bir dergide bir yazı okuduğumu hatırlıyorum. Bu okullara öğrenci bulmak için Anadolu'yu dağ-bayır dolaşan kadın-erkek öğretmenlerin gözlemlerini anlatan bir ropörtaj yazısıydı. Yoksul köyleri, köylüleri ve çocukları gösteren fotoğraflar vardı. Bir anekdotta da öğretmenler, çocukların mendili bilmediğini, -o tarihte mendiller işlemeli ipek, keten veya pamuklu kumaştan mamuldü- verdikleri mendilleri kullanmayı reddettiklerinden bahsediyordu. Koyu bir yoksulluğun içinde oldukları besbelli yarı çıplak çocukların ellerine tutuşturulan mendillerle çekilen fotoğrafları beni o kadar etkilemiş ki Köy Enstitüleri bana hep Anadolu'nun o tarihlerdeki yoksulluğunu ve o yoksulluğun fotoğraflarını hatırlatır.

Arzu Sarıyer dedi ki...

Dediğiniz gibi O yoksullukta ,üreten bir eğitim sistemi idi Sevgili Rabia...Köy Enstitüleri kurulalı 75 yıl olmuş ,kapatılalı kapatılalı 63 yıl ,ben tanıyalı kırk yıl...Öyle derin ,öyle geniş ki yaz yaz bitmeyecek Dünya eğitim tarihinde yeri olan bir sistem...Yeniden o sistemi yaşatmanın olanağı yok ama ruhunu yaşatmak boynumuzun borcu sayıyorum...Teşekkürler.