30 Ağustos Zafer Bayramı: "Özgürlük ve Bağımsızlık benim karekterimdir" diyen yüce Atatürk Komutasınında kesin zaferin kazanıldığı gündür, 30 Ağustos 1922...Ölüm kalım savaşında koşan Türk ordusu Atasından aldığı "Ordular İlk hedefiniz Akdeniz'dir İleri! “ komutuyla 9 Eylüle doğru koşmuştur...Tarihe gömülmek istenen bir ulus yoktan var olmuştur, tarih boyunca görüldüğü gibi. Bu zafer; 23 nisan 1920 de kurulan ancak adı henüz konulamayan yeni Türk Devletinin ,Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş zaferidir...
Ünlü yazar Falih Rıfkı Atay, şöyle demektedir :"Eğer bagımsız bir devlet kurmuşsak, özgür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak ,yurdumuzu batı'nın pençesinden ,vicdanımızı ve düşüncemizi de Doğu'nun pençesinden kurtarmışsak, bu topraklardan ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak ,nefes alıyorsak, hepsini, herşeyi ,"30 ağustos zaferine borçluyuz!" 30 ağustos zaferini kim gerçekleştirdi Mustafa Kemal Atatürk!"
30 AĞUTOS ZAFERİ İKİ KİŞİYİ ÇOK ÜZMÜŞTÜ! Necati Güngör
İngiltere Başbakanı Lloyd George'a haber geldiğinde oturduğu yerden sıçramıştı:
"Doğru olamaz!" diye adeta isyan etti.
Haberi getiren Miss Frances Stevenson: "Şimdi Dışişleri Bakanlığı yazdırdı Efendim," dedi. "Lanet olsun!" diye haykırdı Lloyd George. Kendisine iletilen notu bir kez daha okudu. Sonra büyük bir çöküş içinde bir süre sessiz kaldı. "Askerler uyarmıştı" diye mırıldandı kendi kendine. "Ama ben, Yunanlıların kazanacağına inandım! Adamları teşvik ettim... Şimdi yalnızca Yunanlılar yenilmedi; benim politikam ve saygınlığım da darbe aldı! Bir çıkış yolu bulmalıyım..." Miss Stevenson, üşümüş gibi büzülen Başbakan'ın, bir çocuk gibi çaresiz kalışına üzülmüştü. Karşısındaki adam, bir dünya lideri değil de sanki, sokakta kalmış bir öksüzdü. "Kahve ister misiniz Efendim?" diye sordu. Dünya lideri: "Bana sert bir kahve yap Frances," dedi. "Ama çok sert olsun!" * 30 Ağustos Zaferi'ni öğrendiğinde, oturduğu koltuğa sinip kalan öteki kişi, son Osmanlı Padişahı Vahidettin'di. Haberi kendisine ileten, Mabeyn Başkâtibi Rıfat Bey'di. Padişah kulaklarına inanamadı. "Doğru mu bu?" diye sordu sıkıntıyla. Başkâtip saygılı biçimde: "Haberi, İngiliz Yüksek Komiserliği de doğruluyor," dedi. "Ordu, Yunanlıları gerçekten yenmiş Efendim!" Vahidettin gözlerini yumarak kendi içine kapandı.Küçük Mabeyn Dairesindeki odadaydılar. Padişah, her zamanki koltuğunda oturuyordu. "Bu milli zaferi kutlamak istersiniz diye düşündüm..." dedi Rıfat Bey. "Emrinizi almak için rahatsız etmiştim." Vahidettin'in donmuş gibi kıpırsız duran yüzü ekşidi birden; gözlerini açıp öyle sert bir bakış baktı ki Rıfat Bey'e. Adamın içi titredi. Bu bakışta, Padişah'ın, Milli Zaferden hiç mutlu olmadığı apaçık okunuyordu.
Bugünlerde, son Osmanlı Padişahının adını bir yerlere vermek isteyenler varsa, bilgisi olsun.
YASAKLI BİR DESTAN VE KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ GÖREMEYEN BİR VATAN HAİNİ!
Tarih 26 Ağustos 1922..
95 yıl önce bugün..
Büyük taaruzun başladığı gün..
Türkü Kürdü, Ermenisi, Rumu Anadolu insanının şahlandığı gün..
Şöyle yazmıştı komünist şair Nazım Hikmet o günü..
Saat 2.30
Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlıyacaktı..
Bugünlerde çok okuyacaksınız bu mısraları..
Hamaset dolu paylaşımlarda bol bol göreceksiniz..
Vatan, Millet, Sakaryacılar..
Ve de ulusalcılar paylaşma rekorları kıracak bu mısralarla..
Milli duygular şahlanacak..
Bayrak, Atatürk, Cumhuriyet, Laiklik sloganları atılacak..
Hamaset tavan yapacak..
Ehh biraz da Nazım’a methiyeler düzülecek..
*. *. *
Kurtuluş Savaşı’nı en iyi anlatan şiirdir; Nazım’ın Kuvayi Milliye Destanı..
Belgelere dayanarak, canlı tanıklar dinlenerek yazılmıştır..
Gerçek halk kahramanlarının kurtuluştaki rolünü anlatır..
Savaşın kazanılmasında Anadolu insanının yaptığı kahramanlıkları, çektiği acıları destanlaştırır..
Antepli Karayılan, Manastırlı Hamdi, Adapazarlı Kambur Kerim, Arhaveli İsmaii, Kartallı Kazım, Süleymaniyeli Şoför Ahmet ve daha niceleri…
Nedense Hasan Tahsin’den hiç söz etmez..
Nutuk’ta da söz edilmez ya, neyse..
*. *. *
Nazım Hikmet, kurtuluş savaşını en güzel anlatan bu “Kuvayi Milliye Destanı”nı 1938’de içeri düştüğünde yazmaya başladı..
Zaten kurtuluştan hemen sonra, 1923’ten 1938’e kadar da hep yargılanmıştı…
Sonunda içeri attılar..
Onun da suçu; darbecilikti..
Türk Ordusunu isyana teşvik etmekten 25 yıl verdiler..
“Kuvayi Milliye Destanı”nı 3 yılda hapiste bitirdi..
Destan 1941’de basıma hazırdı..
Yasakladılar..
Bu ülkenin kurtuluş savaşını anlatan şiiri yasakladılar..
Çünkü Kuva, Arapça Kuvvetler demekti..
Kuvayi Milliye, Milli Kuvvetler anlamına geliyordu..
1923’den sonra düzenli orduya geçince Kuvvayi Milliye olmak yasaktı..
Üstelik Nazım Hikmet bir komünistti..
Hani bugünkü cumhurun başı “Komünistler vatansever değil” diyor ya..
O günlerde de öyle deniyordu..
Komünistler vatansever olamazdı..
Onlar vatan hainiydi!.
Nasıl olduysa bir vatan haini, bizim kurtuluş savaşını destanlaştırmıştı..
Yasak tam 25 yıl sürdü..
Kuvayi Milliye destanı 25 yıl hiç bir yerde basılamadı..
Hiç bir yerde yayınlanamadı..
Cezası ağırdı..
Bir kaç kişi yayınlamaya niyetlendi, hapsi boyladı..
Sadece bir avuç solcu gizli gizli okuyor, kopyaları el altından birbirine dağıtıyordu..
Kuvayi Milliye Destanı yazıldıktan 25 yıl sonra, ancak 1968 yılında yayınlanabildi..
Nazım Hikmet yazdığı eserin basılmış halini hiç görmedi..
Kitabı eline alıp okuyamadı..
Çünkü 5 yıl önce ölmüştü..
*. *. *
Kurtuluş Savaşı gerçek bir kahramanlıktır..
Yoksul, yorgun, aç kalmış bir halkın işgale, sömürüye baş kaldırmasıdır..
Bir çok ulusa örnek olmuştur..
Cesaret vermiştir..
Asla küçümsenemez..
Asla yok sayılamaz..
Anılmalı, yaşatılmalı ve nesillere anlatılmalıdır..
Ama bir de..
Kurtuluş’tan sonra neler oldu?.
Bir de onları anlatabilsek..
Kartallı Kazım gibi mesela..
Kurtuluştan önce bahçıvandı..
Kurtuluştan sonra da bahçıvan..
İki gün öncesi.. Geç saatler.. Güneş batalı çok oldu.. Ama hava hala sıcak.. Nem hala yüksek.. Bodrum Türkbükü sahili... Haftasonu ya.. Restoranlar, eğlence mekanları dolu.. Gürültü, patırtı gırla.. Hele o müzikler!. Sağır sultanın duyacağı desibelde.. Yurdum insanı eğleniyor..
*. *. *
Yan taraftan MHPliler'in dilinden düşürmediği "Ölürüm Türkiyem" şarkısı çalıyor.. "Baş koymuşum Türkiyemin yoluna Düzlüğüne yokuşuna ölürüm Asırlardır kır atımı suladım Irmağının akışına ölürüm Türkiyem."
Ülkücülerin bir sözü vardır. "Ey Türk titre ve kendine gel!" Titriyor şarkıya eşlik edenler.. Kahramanlık sloganları atılıyor.. Bilmiyorlar ki, söyledikleri aslında bir Kürt türküsü.. 1986 yılında Koma Qamışlo bestelemiş.. Bizim Türkçüler, yıllarca bir Kürt bestesini sellendirmiş.. (https://youtu.be/kS_MnmgrN0c)
Ne garip değil mi?
Ülkücüler eskiden de "Çırpınırdı Karadeniz" türküsünü marş edinmişti kendilerine.. "Çırpınırdı Karadeniz.. Bakıp Türkün bayrağına."
Sonradan anlaşıldı ki, Türk milliyetçilerin bu marşının bestesi Ermeni Aram Haçaturyan’a aitti. (https://youtu.be/tfXNEU9nD1M)
*. *. *
Türkbükü sahilinde dolanıyorum.. Anason ve pişmiş kalamar kokusu karışıyor nemli havaya.. Biraz ileride genelde CHPlilerin ve ulusolcularin sözlediği İzmir Marşı.. "İzmir’in dağlarında çiçekler açar Altın güneş orda sırmalar saçar Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa Adın yazılacak mücevher taşa."
Ellerinde kadehler.. Kendinden geçiyor söyleyenler.. Arada kurtuluşun kahramanları Kara Fatma'ya, sütçü imama selam gönderenler bile var.. Bilmiyorlar ki, söyledikleri aslında Kafkas marşı.. "Kafkasya dağlarında çiçekler açar. Altın günes orda, sirmalar saçar. Bozulmus düsmanlar hep yel gibi kaçar Kader böyle imis ey garip ana Kanım helâl olsun güzel vatana. "
Bizim ulusalcı mahalle eskiden de gençlik marşını dilinden düşürmezdi.. "Dağ başını duman almış, Gümüş dere durmaz akar. Güneş ufuktan şimdi doğar, Yürüyelim arkadaşlar."
Oysa o da ç'alıntıydı.. Bir isveç folk müziğiydi.. Bestesi Felix Körling’e aitti.. Biraz da erotikti.. Adı, Tre trallande jäntor.. Üç şırfıntı kız demekti.. (https://youtu.be/tgxbFDn74jw)
Çok çok eskilerde de "Ankara'nın Taşına Bak" söylenirdi.. "Ankara'nın taşına bak Gözlerimin yaşına bak Biz düşmanı esir ettik Şu feleğin işine bak Pek şanlıyız."
Bu da bir Kürt bestesiydi.. Yarı aAğıttı hem de.. İran topraklarında kurulan Mehabad Kürt Cumhuriyeti için yazılmıştı.. Beste Hasan Zîrek’e aitti.. (https://youtu.be/gJEzU19Labs)
*. *. *
Türkbükü sahilinde gecenin geç saatleri.. Ne eğlence bitiyor, ne müzikler.. Burada yaşanmaz.. Bu gürültü, bu curcuna çekilecek iş değil.. Tabi bana göre.. Çünkü dejenere.. Neyse biz müziğe dönelim yine..
AKPliler her yerde Recep Tayyip Erdoğan türküsünü çalar.. Seçimlerde, mitinglerde, kongrelerde.. "Ezilenlerin gür sesidir o. Suskun dünyanın hür sesidir o. Göründüğü gibi olan, gücünü milletten alan, Recep Tayyip Erdoğan."
Bu da ç'alıntı.. Beste Kazak sanatçı Arslanbek Sultanbekov'a ait.. Orijinal adı, Dombra.. (https://youtu.be/MMbIFccV6TA)
*. *. *
Bir zamanlar herkesin dilindeydi.. "Bir Başkadır Benim Memleketim" Ayten Alpman söylemişti. "Havasına suyuna taşına toprağına.. Bin can feda bir tek dostuma Her köşesi cennetim ezilir yanar icim Bir baskadir benim memleketim."
Konu vatan, millet, sakarya olunca, ağlayarak söylerdi çoğunluk.. Kıbrıs harekatında saat başı TRT'de çalınırdı.. Dinlerken esas duruşa geçenler bile vardı.. Bilmezlerdi ki, bu da ç'alıntıydı.. Bir yahudi folk müziğiydi.. Orijinal adı, Rabbi Elimelekh'ti.. (https://youtu.be/_IaorcmJh4o)
*. *. *
Müzik evrenseldir.. Besteler, notalar insanlar için yapılır.. Ama emek de en yüce değerdir.. Bu besteleri kullananlar nereden, kimden ç'aldıklarını söyleseler sorun yok.. Düşünsenize.. Siz bir beste yapıyorsunuz, onu sizin dünya görüşünüze çok aykırı olan, ırkçılar, milliyetçiler, dinciler ç'alıyor.. İster misiniz?.. Olayın bir başka yönü daha var.. Toplum olarak müzisyen mi yetiştiremiyoruz? Ya da yetişen müzisyenlerin değerini mi bilmiyoruz? Veya şunu sormak mı gerekiyor?. Vatanseverlik nedir? Bir devleti, bir bayrağı, bir ırkı mı sevmektir.. Yoksa o vatanın tüm insanlarını, tüm kültürlerini mi?.
Üç kelime istedi benden gözleri görmeyen ihtiyar kemancı; üç kelime söyledim ona. Yüzüme baktı, sanki beni görür gibiydi ve başladı kemanını çalmaya. Niye bilmem, kemandan başka hiçbir enstrüman yakışmazdı o nasırlı ellerine diye düşündüm o anda.
“Ben sokak müzisyeniyim ve sokak hikâyecisiyim…” Bu cümleyle başladı sohbet etmeye. “Bir hafta önce geldim Ankara`ya. Tunalı Hilmi Caddesi`ni tavsiye ettiler bana. “İyi fikir “dedim, teşekkür ettim ve kalkıp buraya, Demetevler`e geldim! “
Gülümsedim; “bu semtte, sokaklarda keman çalarak ve hikâye anlatarak para kazanamazsınız ki” dedim. “Ankara`da yaşayıp da, ömrü boyunca Tunalı Hilmi Caddesi`ni görmemiş çocukların ve kadınların müziğini çalıyorum ve hikâyesini anlatıyorum. Kendi müziklerini, kendi hikâyelerini dinliyorlar benden” dedi. Sustum…
"Kemanımı ve hikâyelerimi dinletiyorum elli yıldır. Yaşım yetmiş dört. Kemanım da, hikâyelerim de, ben de çok yorgunuz. Elli yıldır aynı kemanı çalıyor ve her biri birbirinden ayrı hikâyeler anlatıyorum. İstanbul`da, İstiklal Caddesi`nde yapmamı söylemişlerdi bu işi. “İyi fikir” dedim, teşekkür ettim ve Sivas`a gittim! Ben, gittiğim her şehri, beni dinleyen bütün insanları çok sevdim. Suşehri`ne davet etti beni bir beyefendi. Sivas`ın ilçesidir Suşehri. “Ne güzel bir ismi var bu ilçenin” dedim ve beraber Suşehri`ne gittik. Sevildim, kınandım, el üstünde tutuldum ve kovuldum elli yıldır…”
“Geçinebiliyor musunuz peki? diye sordum. Kızdı, “sana ne!” dedi. Sustum…
“İzmir`e gitmiştim. Karşıyaka Çarşısı`nı tavsiye ettiler bana. “İyi fikir” dedim, teşekkür ettim ve günlerce Bayraklı Çarşısı`nda çaldım ve anlattım ! Kemanım yoksuldur, benzi soluktur hikâyelerimin. Hiçbir zaman çok param olmadı; hatta, bazen günlerce parasız kaldım. Bayraklı Çarşısı`nda birkaç saat kalıyordum ve hiç unutmam, bir gün, para kutum bomboş çıkıyorken çarşıdan, bir çocuk geldi yanıma ve “benim yalnızca bir kalemtıraşım var size verebileceğim, sizin olsun” dedi. Kendisi koydu ceketimin cebine kalemtıraşı. Mutlu oldum. Ona geri verebilirdim kalemtıraşını ama hatıralar biriktirmeyi çok seviyorum. Benim en güzel hatıralarımdan biridir o çocuğun inceliği ve hediyesi…”
“Para biriktirebileceğiniz bir iş değil ki bu” dedim. Acıyarak baktığını hissettim bana, “ben hatıra biriktirmekten bahsediyorum!” dedi… Sustum…
“Antalya`da, Kaleiçi`nde çalışmamı tavsiye ettiler. “İyi fikir” dedim, teşekkür ettim ve Zonguldak`a gittim! Bir ressam arkadaşım vardı orada. Onda kaldım uzunca bir zaman. Sokak ressamıydı kendisi. Otogara yakın, deniz kıyısında bir lunaparkta, arkadaşım resim yaptı, ben keman çaldım ve anlattım hep. Bizi görenler, “bir deli vardı, iki deli oldu” diyorlardı. Arkadaşımla birbirimize çay ısmarlayacak ve menemen yiyecek kadar para kazanabiliyorduk. Şehirden ayrılacağım gün, şehrin girişindeki Gökgöl Mağarası`na gittik. Kemanım da yanımdaydı ve asırlar önce o mağarada yaşayan canlar için, bütün insanlar ve bütün hayvanlar için keman çaldım, hikâye anlattım. O gün bugündür içimde bir mağara serinliği var ve bu serinliği hissetmek ne kadar muhteşem bir şey bilemezsin…”
"Size saygı duyuyorum ama başka bir iş de yapabilirdiniz; hem bir eviniz bile olurdu belki “ dedim. “Evimin olmadığını nereden biliyorsun?” dedi. Şaşırdım…”Benim Tunceli`de bir evim var” dedi. “Sahi mi? dedim. “Sus da anlatayım!” dedi. Sustum…
“Eskişehir`de çalışmamın bana iyi geleceğini söyledi dostlarım. “İyi fikir” dedim, teşekkür ettim ve bir otobüs bileti alıp Tunceli`ye gittim! Ben gittiğim her şehri, beni dinleyen bütün insanları çok sevdim; kör halimle belledim Tunceli`nin kartpostal gibi bir şehir olduğunu ve halkının içtenliğini. Akşamları Seyit Rıza heykelinin orda çaldım kemanımı, anlattım hikâyelerimi. Halk sahiplendi beni, kınamadı, incitmedi… Benim gibi kör bir adam vardı; kemanıma ıslığıyla eşlik ediyordu. Ben hiç ıslık çalamam biliyor musun? İçimde birikmiş bir tutkudur ıslık çalmak…Ali Baba Mahallesi`nde kaldım. Sabahları, erken saatlerde helikopterler geçerdi üstümüzden. Çarşıda polisler, askerler vardı ve kimse umursamıyordu onları! İnsanlar yorgundu ama gülümseyebiliyordu yine de…”
“Eviniz merkezinde mi Tunceli`nin?” dedim. “Bilmiyorum “dedi. “Hani bir eviniz vardı Tunceli`de?” dedim. “Biliyorum ki, şimdi yine gitsem, bana evini açacak nicesi var orada. Ama bir ev yeter bana; evet, benim Tunceli`de bir evim var” dedi… Sustum…
Farkına bile varmamıştım; sohbet ederek anlatmıştı hikâyesini. “Söylediğim sözcüklere göre mi uydurdunuz, yoksa gerçek mi bu anlattıklarınız?” diye sordum. Gülümsedi; “yetmiş dört yaşındayım ve bir çok hatıra biriktirdim” dedi… Sustum…
Bugün 2 Temmuz … ‘’Kalbim bir dar sokaktır ve tehlikeli/ Ben geçtim hayatım geride kaldı…’’*
AZİZ ABİ…
Soğuk bir aralık günü… Ortalıkta hiç kimse yok. Her zaman neşeli çocuk sesleriyle dolu bahçede, sabahki kardan artakalan beyazlığa bürünmüş içli bir sessizlik var. Bahçenin bittiği yerdeki yeni bina inşaatı hemen fark ediliyor. Arabamızı bahçenin girişine bıraktık ve yürümeye başladık. Çok geçmeden dokuz on yaşlarında esmer ince yüzlü bir çocuk, sakin adımlarla geldi karşımıza durdu. “Hoş geldiniz!” ‘’Aziz Bey’e geldik oğlum, nerede kendisi?” “Aziz Dede inşaatta, gelin götüreyim sizi…” Sıvasız merdivenleri tırmanarak küçük bir odanın kapısında durduk. Çocuk, odanın kapısını açarak hemen pencerenin önündeki divana doğru yürüdü. Hafifçe eğilerek, “Dede, dede” diye seslendi. İnce bir battaniyenin altına kıvrılmış el kadar bir gövde kıpırdadı önce ve yavaşça toplandı. Üzerinde eski, kolsuz bir hırka ve ayağında eprimiş bir eşofmanla, bitmemiş bir inşaatın karanlık odasındaki uykusundan kaldırdığımız adam Aziz Nesin’di. Aziz Bey, gözlerini karanlığa alıştırmaya çalışarak bir müddet baktı bize. “Eskisi gibi göremiyorum artık, biraz yakına gelin bakayım.” Kadim dostu Nuri abi: “Benim abi, Nuri’’ dedi. ‘’Bu da bizim Ercan, tanırsın, Doktor Ercan… Seni görmeye geldik.” Divanın yanındaki sandalyelere oturduk ve uzun uzun konuştuk. Sohbetin bir yerinde, aralığın kaçında olduğumuzu sordu. “Tesadüfe bakın, bugün benim doğum günüm” diyerek devam etti sonra. Ziyaretine gittiğimiz Çatalca Nesin Vakfı’nın yatakhaneleri yeterli gelmiyordu artık çocuklara ve bu yüzden ek yatakhanelerin yapıldığı bu inşaatla uğraşıyordu epeydir. Ama işte, bir türlü yetmiyordu para! Kitaplarından gelen telif ücretleri ve hayatı boyunca kazandıklarıyla güç bela Vakıf adına alınan gayrimenkullerin kiraları da karşılamıyordu giderleri. Bütün derdi buydu Aziz Bey’in! Aziz Abi’yi ziyarete gittiğimiz tarih 20 Aralık 1994’tü. “Şeytan Aziz bu, yakın, yakın!” nidalarıyla çıktığı Sivas cehenneminden yaklaşık bir yıl sonra yani. Akşam olmadan İstanbul’a dönmek için izin alıp ayrıldık Çatalca’dan. Giriş kapısına kadar uzanan taşlı yolda giderken Nuri Abi’ye dedim ki: “Abi, bu adam kendisine yapılanları hak edecek ne yaptı bu ülkeye?” Kar yavaş yavaş hızını artırmıştı. Hiç konuşmadan yürüdük. Aziz Nesin kısa bir süre sonra da öldü. İyi biliyordum, Madımak Oteli’ndeki 35 can’ın hatırasının nasıl ağır bir yük gibi çöktüğünü kalbine. Aziz abi niye Sivas’a gitti? Ömrünü yetim, kimsesiz çocuklara niye verdiyse o yüzden gitti. Aziz abi yakılmayı hak edecek ne yaptı bu ülkeye? Ölmeden bir saat önce bile, ömrünü verdiği kimsesiz çocukların nasıl daha rahat yaşayacaklarını ve gelecekte onlara daha iyi neler sunabileceğini düşündüğüne adım gibi eminim… Bu yüzden mi hak etti yakılmayı?
ARKADAŞIM UĞUR…
Sivas yangınından tesadüfen kurtulan fotoğrafçı Mehtap Yücel benim hemşerimdir. Dünyayı başkalarının görmediği açılardan görür, vicdanlı ve haysiyetlidir. Mehtap’ı katliamdan kısa bir süre sonra tanımıştım. Kederli yüzü ve kırık sesiyle 2 Temmuz 1993’ü anlattı bir öğleden sonra. Ağlayarak anlattığı hikâyeyi ağlayarak dinledim. “Nasıl olsa öleceğim dedim. Buradan çıkış yok. Bunlar bizi yakacaklar. Hiç olmazsa otelin içinde çektiğim fotoğrafları kurtarayım. Çıkardım filmleri makineden ve bir film kutusunun içine koydum. Onu da yanmaz bir şeylere sararak içime sakladım. Cesedimi bulduklarında nasılsa ulaşırlar fotoğraflara diye düşünüyordum…” Madımak Oteli’nin merdivenlerinde çaresizce oturan Behçet ve Uğur kardeşimin, Metin Abi’nin fotoğrafları işte o yanık kokulu fotoğraflardır. Arkadaşımın gövdesine sardığı fotoğraflar. Uğur Kaynar’ı, Karanfil sokaktaki kitapçının önündeki bahçede, elinde Bafra sigarasıyla sessizce otururken hatırlarım. Ahmet Erhan tanıştırmıştı ilk. Uzanıp kucaklaşmıştık birbirini kırk yıldır tanıyan ahbaplar gibi. Ahmet’e çok benziyordu. Bu dünyaya hep borçluymuş gibi bir suçlulukla kendi köşesinden güller ekiyor, şiirler topluyordu. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yandı. Öldüğünde peçeteye yazılı bir şiir, üç beş kuruş para ve bir paket Bafra sigarası çıktı çantasından. Ömrünün bilmem kaç senesini cezaevlerinde geçirmiş, mahpusta iken çocuğunun doğumu ile babasının ölüm haberini aynı anda alan bir adamdı Uğur. Bütün bunları hak edecek ne yapmıştı bu ülkeye? Niye Sivas’a gitmişti? Niye cezaevine girmişse işte o yüzden Sivas’a gitmişti. 12 Eylül’den önce ODTÜ işgaline, Şentepe Direnişi’ne, Tuzluçayır’a niye gittiyse, ondan gitmişti Sivas’a. 12 Eylül faşist darbesinden sonra niye yattıysa Mamak’ta, o yüzden yatmıştı Madımak Oteli’nin dumana kesmiş ucuz halılarının serildiği koridorlarına… İnsan olmaktan başka bir şey bilmiyor ve elinden başka bir şey gelmiyordu işte.
BEHÇET KARDEŞİM…
Yıl 1984, Ankara… Güle oynaya, hiç bitmeyecekmiş gibi sürdürülen sohbetlerin içindeki aşk ve şiire emdirilmiş bir pelür kâğıdı gibi yaşıyordum. Ben hep böyle gidecek zannettim ömrümü. Duvarları şiirle kaplı çatı katındaki bekâr evimiz yıkıldığında terastaki mangalı kurtarmak için giden arkadaşıma Çorumlu ırgatların sorusu: “Abi, burada oturanlar acayip şeyler mi yaşadılar?” Doğru, çok şey yaşadık. Uykusuz geceler, uzak sevgililer, alkolle yıkayıp yaladığımız yaralarımız, yarım kalmış sızılar, olmamış bir şeyler, devrim gibi… Bizim evin müdavimlerinden biri de Behçet Abi’ydi. Onunla hep Ankara’da birlikte oldum. Ama ilk anım İstanbul’a ait nedense. Uykusuz ve yorgun bir İstanbul yolculuğunun sabahında yolumuz Rami’ye düşmüştü. Behçet Abi, gitmiş eski kışlanın önünde öylece durmuştu. Yanına vardım ve “Abi, amma takıldın buraya, ne oluyor?” dedim. İlkokuldan sonra nasıl asker olduğunu, aileden ayrılışını, ranzada günlerce nasıl ağladığını anlatmıştı. “Daha çocuktum lan!” diyordu, “bildiğin çocuk…” Behçet Aysan’ın kızı, yeğenim Eren, titrek bir gül yaprağına dokunan yağmur tanesinin sesiyle soruyor, “Babam bu ülkeye bunu hak edecek ne yaptı?** Behçet abi niye Sivas’a gitti? 12 Mart Askeri Darbesi’nde niye atıldıysa okuldan, niye düştüyse cezaevlerine, o yüzden gitti Sivas’a. Behçet Abi’yi niye yaktılar? İbo’yu niye öldürdülerse işkencede, Erdal’ı niye astılarsa yaşını büyüterek ve Ali İsmail’e niye saldırdılarsa sopalarla, işte o yüzden. Behçet Abi’yi yakanlarla, Erdal’ı asanlar, Uğur’u yakanlarla Hrant’ı kalleşçe vuranlar; aynı ailedendir… Bu insanlar, bunu hak edecek ne yaptılar bu ülkeye? Bence çok açık suçları, bu toprakları ve üzerindeki insanları ölümüne sevdiler. Daha ne yapacaklardı Allah aşkına. “Ölümüne seversen ölürsün” diyorlardı işte! 2 Temmuz 1993’te akşam vakti Cihangir’den Gümüşsuyu’na doğru bir yokuşu çıkıyordum. Penceresi açık bir salondan sokağa taşan televizyonda, bir spiker, arka arkaya bir takım isimler sıralıyordu. Saydığı isimlerden biri de Behçet Sefa Aysan. Bir süre “Sefa” lafına takılıp kaldığımı hatırlıyorum. Behçet Aysan tamam da, Sefa neyin nesi? Öylece durdum sokağın ortasında; abisi uzak bir şehirde yakılmış küçük kardeş şaşkınlığıyla.Yıl 2017. Mevsim yaz ve aylardan temmuz. “Değişen bir şey yok” hâlâ, Behçet’in deyişiyle; “ölüm hariç…”“Aynı gökyüzünün altında, aynı kederle” yaşıyoruz işte… “Yakılanlardan mısın, yoksa yakanlardan mısın?” diye sorarmış Sivaslılar gurbette birbirlerine rastladıklarında. Ben, hâlâ yananlardanım…
Hayretler içinde okuduğum Sevgili Gülsen Varol Öğretmenim 'in yazısı .Çok hayati bir konu ,adı ne olursa olsun burası Türkiye dedirten bir olay !...
16 Haziran 2017 Cuma HANE’ ler!! Ve …PARK’lar.. !! Oynak bir lisanımız var.. Güzel Türkçemize bayılıyorum bu yüzden.. HANE denince, Türkçemizde, insanın ilk aklına gelen başını soktuğu evidir.. Hani pek çok kişinin iki göz bir HANEm olsun yeter diye düşündüğü.. Ama gözünü mü seveyim gözü mü çıksın bilemem bu oynak Türkçenin.. Bazı kelimelerin başına bir hece eklemiş!! Ortada ne hane kalmış ne de onu isteyen.. Başına gelebilecek hecelerden al “HASTA” hecesini mesela, koy HANE' nin başına.. !! Allah eksikliğini göstermesin ama muhtaç da etmesin. Bunun gibi PASTA’ yı al koy veya MEY’ i al koy hane'nin başına.. Haa bir de KER var tabii…pek çok kişinin soyunun yetiştiği!! ***PARK denince de sizin aklınıza ne gelir bilemem ama benim aklıma çiçeklerin yetiştiği, insanların huzur bulduğu, çocukların oynayıp koştuğu, gençliğin kaçamak yaptığı bir mekan GELMİYOR!!! Özellikle bu kelimeyi başka bir kelime ile birleşmiş görünce nevrim dönüyor.. medikal / PARK gibi.. İçine girildiğinde, en lüks pastaHANEyi aratmayacak kadar bol ve süslü pastaları ve yiyecekleri ile… Damı tamamen cam kaplı muhteşem dizaynı ile ve kapalı mekanda yetişmiş çam ağaçları ile.. Göz alabildiğine uzanan ÇOK geniş koridorlarının yer mermerleri, duvar aynaları ve terası ve lokantası ile medikalPARK, bir PARKı aratmayacak kadar huzur veriyor hasta insana İLK GİRİŞTE… Ohh diyor içinden bir ses hiç korkma ve üzülme bak etrafına bu hastaneye ölü girsen diri çıkarsın!!! Ve tıbbın zaman zaman çaresiz kaldığı bir hastalığın teşhis edildiği bedenini gönül rahatlığı ile buradaki ilgili bölümde gerçekten muhteşem bir doktora emanet ediyorsun.. Ama o da ne???? AMAN ALLAHIM.. Oldukça sık, (35günde 3 kez) yattığın yerin altından geçip üstüne dönerek daire çizen ve Radyoterapi yapan o muazzam 4 adet devasa radyasyon veren alet tık diyor ve bozuluyor.. hatta bir başka gün tangır tungur tependen aşağı o koca aletin birisinin kapağı düşüyor.. Dışarıda seyredenler odaya girip yeterince su içmediğini söyleyerek aletin durmasında seni suçlu bulup su içmen için yarım saat mola diyerek dışarı çıkartıyor..VE BU KIRIK ALETLERLE BEDENİNE RADYASYON VERİLİYOR. Nerene denk gelirse!! Bunu niye mi yazdım? İlgililere duyurulsun diye değil!Bu hayati önemi olan olaya ilgisiz kalan, mesuliyet duygusundan mahrum biri/leri varsa eğer, ve ilgi duyması gerekenler, bir de üst makamı da işgal ediyorsa üstelik, dilerim aletin tamamı bir gün onların kafasına düşsün!. gv
GELİNCİK TOZLARI
Okumadan atladığın sayfalar,
Hayatının kırık notlarıdır...
Anılar, şimdi o yorgun sular;
Bu şiirin kanayan rüzgârıdır...
Her ırmak kendi göğüne yaslanır,
Her kuş kendi göğünü gök sanır...
Sahiplenerek yürüdüğün o ömür var ya;
Havada uçuşan gelincik tozlarıdır..
Bülent Tezcan
SEVR’E DOĞRU…
-
Sevr’e hiç olmadığı kadar yakınız. Türk siyasetinin TBMM’deki üye sayısı
bakımından ana gövdesi 100 yıllık sorunu çözmeye kararlı görünüyor.
Osmanlı’nın pa...
Yaz Günleri
-
Yapılacak daha önemli bir, hatta birkaç işim olmasına rağmen, bilgisayarın
başına oturup buraya (uzun zamandır yazmadığım bloğuma) yazmanın daha iyi
bir iş...
Aslı Gönen
-
Fotoğraflar, Aslı Gönen'e ait. 2009'dan 2016'ya kadar farklı yıllara ait
ama hepsi aynı ritüeli, aynı yaz sahnesini yakalıyor, o ilgimi çek...
Kısa Kısa Rota: Günler
-
çarş Seyirdeyiz. Rüzgar hafif, sıcak baskın. Karşı kıyıdan gümbür gümbür
sesler geliyor. Feribot mu uçak mı? Hayır, gök gürlüyor, hizasında
olduğumuz kıyıy...
Sen mi siz mi? Toplumun görünmeyen cetveli.
-
Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa “siz” diyordu. Sohrap Sepehri[i]
Okuduğunuz bu yazıyı hakkını vererek okuyacaksanız, önce bir an durun ve
çevrenizd...
2021 sadece Yunus Emre yılı mı?
-
Unesco’nun Türkiye’den bir yazar ya da düşünürü yılın adamı olarak ilan
etmesi her zaman heyecanla karşılanır. 2021’in Yunus Emre yılı olacağı
haberi...
BABA VE EVLAT
-
Delikanlı 16 yaşında iken babası ile tartışmış ve evi terk etmişti. Buna
çok öfkelenen baba, evde onun adı bile anılmayacak diye yasak koymuştu.
Anne h...
Ayrıntı Yayınları’ndan Ağustos Yenileri
-
Ayrıntı Yayınları Ağustos ayını üç kitapla karşılıyor. Adam Phillips’in
arzularımıza ve korkularımıza dair paradoksları ortaya çıkarmak için
edebiyatı, ma...
Seven Kadın’ı Çerçevelemek
-
Sevdiğim ressamlardan Edvard Munch ile tanışmam bir kitap kapağı sayesinde
olmuştu. 1980lerde çok popüler olan Kosinski’nin Boyalı Kuş’unu okuduktan
sonra ...
“Yabancı” ile Tuhaf Bir Gezinti – Muazzez Çörtelek
-
İnsan genellikle bir edebiyat eserini her okuduğunda ya da bir filmi her
seyredişinde başka şeyler hisseder. Edebiyat metninin sinema filmine
dönüşmesi dur...
MAVİSEL YENER İLE ÇOCUK VE ŞİİR
-
Ayşegül Sözendağ tarafından sunulan Çocuk Olma Sırası’nın 23. bölümüne
Mavisel Yener konuk olarak katıldı. “Çocuk ve Şiir” konulu bu keyifli
söyleşiyi bura...
Asma Yaprağı: Ardahan’ın Michelangelo’su
-
*Yusuf NazımT24 | 21 Temmuz 2026*
İnsanlığın ilk utancı bir meyveden değil, bir bakıştan doğmuştur.
*Yasak Meyve*
Âdem ve Havva, cennette tamamen çıpl...
The Agni Verses: Two Ambiguous Words in Mid-Flight
-
“The Agni Verses: Two Ambiguous Words in Mid-Flight” is a monolithic prose
poem and an esoteric manifesto exploring the thin, blurred line between
existenc...
SÜMERSPOR FUTBOL ANILARIM.
-
*1975 ile 1982 yılları arasında Sümerspor'da futbol oynadım. O zaman
Nazillispor profesyonel liglerden düşmüş kulüp kapatılmıştı. Nazilli'de
amatör fu...
2 TEMMUZ SİVAS! 33 YILDIR
-
2 temmuz demek Sivas demek Sivas demek otuz yedi can demek Otuz yedi can
Madımak demek Sivas'ta Madımak'ta yakılan otuz yedi can. Ozan A.Kadir
Paksoy "...
Ertuğ Uçar: “Kaybolmadan kurtuluş yok”
-
Ertuğ Uçar’la bir yandan İstanbulin’in izinde İstanbul’u konuştuğumuz, bir
yandan da Ormanda Kaybolmak adlı yeni kitabının dolambaçlı patikalarına
daldığ...
Eurocature 2026 Austuria
-
Eurocature 2026 grup fotografı. Dünyanın her yerinden portre karikatür
ustaları ile dolu dolu geçen etkinlikler, sunumlar, canlı çizimler ve ortak
payl...
yorgun bir ırmak gibi
-
Burası nicedir kapısını çalmadığım bir oda. Aslında oda demek istemiyorum.
İç avlu daha çok. Oda kadar yalıtılmış değil, olmasın. Bir yerlerden sesler
gel...
21 MART KUTLU OLSUN
-
İlkbahar ekinoksu
Nevruz
Dünya Şiir Günü
21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü
YERÇEKİMLİ KARANFİL
Biliyor musun az az yaşıyorsun içim...
-
*Aylar ve Sayfalar Sonra...*
Hayat bizi çekip çeviriyor. Planlar, kararlar, irade beyanları, hevesler,
inatlar, işte fazlasını siz ekleyin, havaya karış...
Yaşam, Sosyal Adalet ve Halkların Egemenliği İçin
-
Çeviri: Can SAKARYALI Brezilya: 22. Agroekoloji Konferansı’nda yayınlanan
mektupta “Sosyal adaletin ve iklim kriziyle mücadelenin yolu
agroekolojidir” deni...
Bu mu aşktan nasibimiz söyle bana güzelim
-
Bu mu aşktan nasibimiz söyle bana güzelimBu Mu Aşktan Nasibimiz söyle bana
Güzelim Gel Kederden Gamdan uzak sevdalarda gezelim Bir yudum sanki
kadehten Aşk...
Hello world!
-
Welcome to WordPress. This is your first post. Edit or delete it, then
start writing!
The post Hello world! first appeared on yedek cad tips.
Önce AKP/FETÖ, şimdi AKP/MHP
-
Orhan Bursalı
[image: Orhan Bursalı]obursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları
Önce AKP/FETÖ, şimdi AKP/MHP
16 Mayıs
Türkiye sürekli iktidar kav...
Onur Yürüyüşü Üzerine
-
Son iki seneki yürüyüşler, devlete, sahip olduğu tüm güce ve mevziye rağmen
etrafının lubunyalarca çevirili olduğunu göstermiş oldu.
Erich Fromm Hayatı ve Eserleri
-
Sosyal psikolog, psikanalist ve filozof Erich Fromm, şarap tüccarı Naphtali
Fromm ve Rosa Krause Fromm’un tek çocuğu olarak 23 Mart 1900’de Almanya’nın
Fra...
EMILY DICKINSON HAKKINDA BİLİNMEYEN 17 GERÇEK
-
Edebiyatla daha önce ilgilendiyseniz, Emily Dickinson’ın ismi size yabancı
gelmeyecektir. Amherst Güzel Kadını olarak bilinen
The post EMILY DICKINSON HA...
MGC Medya Başarı Ödülleri 12 Ocak’ta Dağıtılacak
-
Muğla Gazeteciler Cemiyeti 2023 yılı “Medya Başarı Ödülleri” sahiplerini
buluyor. Ödül Gecesi 12 Ocak’ta Demircioğlu Park Hotel’de yapılacak. Gecede
“Onur ...
cobra 39
-
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için Giriş yap veya üye ol.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için Giriş yap veya üye ol.
saygılarımla:
여우 알바 구인
-
In today’s digital age, the 여우 알바 구인 demand for skilled professionals in
the field of computer science and information technology (IT) continues to
skyro...
Destinasi Pantai Di Batam Bikin Hati Adem
-
Destinasi Pantai Di Batam Bikin Hati Adem – Batam dikenal sebagai salah
satu kota yang terletak di provinsi Kepulauan Riau. Kota Batam terdiri dari
beber...
Vavada Casino
-
Vavada промокод для выгодных игр и бонусов Vavada промокод Проверьте это!
Специальные условия, которые активно увеличат ваш банк и подарят
разносторонние п...
GAZHANE BELLEĞİ ÖYKÜLERİ
-
Pazartesi14 Ilık bir Kasım akşamı, 6 Kasım Pazar günü NEYYA Edebiyat olarak
bir yıldır üzerinde çalıştığımız Gazhane Belleği öyküleri kitabımızın
tanıtımı ...
Fatma Işık’a 4 soru | Mehmet Özçataloğlu
-
[image: Fatma Işık’a 4 soru | Mehmet Özçataloğlu]
Neden çocuklar için yazıyorsunuz? Çocukluk insanın ilklerinin saklı olduğu
bir dönem. İlk adım, ilk gül...
Cevanşir: Küçük bir tarih notu
-
Cevanşir Farsça bir isim, “genç arslan” demek. Bu ismi taşıyanların ilki ve
en ünlüsü 7. yy’da Greklerin Albania, Ermenileri Ağwank, Arapların Arran
adın...
Hata Ayıklayan Şiirler: Eskiden Buralar
-
Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir.
Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya
kaçan ...
KİGEM Uzman Havuzu açıldı.
-
Kendini geliştirme alanında kariyer yapanların çoğu kendi başına ilerlemeyi
seçer. Oysa hiçbirimiz hepimizin toplamı kadar akıllı değiliz! Kendi
özgünlüğ...
Demirci’nin Hükümet Tabibi; Dr. Nihat Yörükoğlu
-
Demirci’nin Hükümet Tabibi, Dr. Nihat Yörükoğlu Nihat Yörükoğlu,1911
yılında Manisa’nın Ulucami Mahallesinde dünyaya gelir. Babası Tarih
Öğretmeni Nihat ...
VİCDAN-VİCDANSIZLIK
-
Vicdan kavramından benim anladığım;akıl, sağduyu, adalet ve merhamet(acıma)
duygularının toplamı olduğudur.
Bazı batı dillerinde vicdan(concience/consien...
Filiz Yavuz: Göçmek Ne Garip Şey Anne!
-
‘Gidenler, geleceklerini bu sıradanlaşmış kötülüğün içinde kurmak
istemiyor.’ “Boğaz havası mıydı içime çektiğim, İstanbul’un kiri pası mıydı
yoksa? Ya da ...
Epidemien øker, Paris Marathon kansellert
-
Hetebølgen slutter i Frankrike, men Covid-19 vet ingen pusterom: Paris
Marathon planlagt for november har blitt kansellert mens samtaler blir
presserende...
Şiirini Al Gel! – Ekim
-
Akademi Nar, kültür sanat alanında yedi yılda binlerce kişiye ulaşmış
eğitim – öğretim deneyimini, bu sonbaharda iki yeni ve sürekli macerayla
sürdürüyor. ...
Yazı Yolculuğuna Çıkanlara Önerilerimiz
-
Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, YKY Andrew Bennett ve Nicholas Royle,
Edebiyat, Eleştiri ve Kurama Giriş, Ayrıntı Yayınları Berna Moran, Edebiyat
Kura...
ŞENGÜL CAN'DAN YENİ BİR ÖYKÜ KİTABI: "DEVAMSIZ"
-
*Şengül Can, kimi zaman Anadolu ağızlarından beslendiği kimi zaman da ince
ince ayrıntılarla bezediği şiir tadındaki öykülerinden
oluşan Devamsız’da ok...
Safınız Belli Olsun
-
Toplumların asırlar boyunca medeniyet adı altında ortak yaşam temellerini
köklü bir gelişim ve değişimden geçirmelerinin bir sebebi var. İyi ya da
kötü, do...
Doğu Ekspresi köprüde oynayan çocuğa çarptı
-
Doğu Ekspresi Kars’ta, köprü üzerinde oyun oynayan 13 yaşındaki engelli
çocuğa çarptı. Trenin çarptığı çocuk köprüden düştü. Yaralanan çocuk tedavi
altın...
Fosil Anılar
-
-Bu kaset ne Haydar Abi? -Çok iyi bir müzisyendir, son albümü, al dinle,
sende kalsın. Kaset kapağında değişik buğulu bir çizimle bir adam resmi
vardı ve a...
Dr. Inge Genefke, Eren Erdem’e Selam gönderiyor…
-
Dostum Cengiz Yıldırım gazetede odama gelince duvardaki renkli boncuktan
yapılmış saate baktı: “Dr. Inge Genefke” adı yazılmıştı boncukla. Ben de
açıklama ...
13 kadından çinilerin dünyasına yolculuk
-
Çinicilik sanatına gönül veren 13 kadın sanatçıdan oluşan “Sırlar Dünyası”
topluluğunun “Toprak ve Ateş” isimli karma çini sergisi, Maltepe Belediyesi
Prof...
BOLTON’LARA KARŞI BİZ
-
1980’den beri neo-liberal siyasetin çökertip yok ettiklerini, hem zihniyet
hem de kurumlar bakımından tutup ayağa kaldırma zamanı geldi.
*
*Dünyada “serb...
Kestane Karası-Mustafa ASLAN
-
KESTANE KARASI Engin Aktel’in ilk romanı adını bir fırtınadan alan Kestane
Karası’dır. Bu, yazarın ikinci romanı Son Eylül’ün öncesini oluşturan bir
yapıt ...
Yıldız Sertel’in üç kitabı tekrar raflarda
-
2009 yılında hayata vedan eden Yıldız Sertel’in daha önce farklı
yayınevleri tarafından basılan üç kitabı, Can Yayınları etiketiyle tekrar
raflarda. Ardımd...
CUMHURİYET VE ELEŞTİREL DÜŞÜNCE...
-
Erdal Atabek, 24 Eylül tarihli Cumhuriyet’te yayınlanan *“Eleştirel Düşünce
Olmayınca…”* başlıklı yazısında “eleştirel düşünceyi” şöyle tanımlıyor:
*“Ned...
ENSAR PROTOKOLÜ NE OLACAK?
-
Danıştay 8 Dairesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, çocuk istismarının odağı
haline Ensar Vakfı ile imzaladığı protokolün, “kamu hizmeti olan eğitim
öğretim hi...
Ramazan Bingöl'den Marka Olma Stratejileri
-
Marka olmak gerçekten çok zor bir yolculuk. Bu işte çok kısa bir sürede
başarılı olan ve* "Ramazan Bingöl"* markasıyla ülkemizin en önemli
isimlerinde...
Marcel Duchamp ve İşin Reddi
-
Marx’ın doğumunun iki yüzüncü yılına geldik (5 Mayıs 1818). Almanya’da
doğduğu ev Trier’de şimdi bir müze. Bir Cumartesi gittik gördük Trier’i ki
müze Marx...
YENİ ADANA GAZETESİ 100. YAŞINDA
-
Mustafa Gazalcı mgazalci@gmail.com 24 Aralık 2017 tarihinde “Yeni Adana
Gazetesi” 100. kuruluş yıldönümünü güzel bir toplantıyla kutladı.
Toplantıya ülkeni...
BABIÂLİ KİTAPÇILARI
-
Burhan Arpad, ki yaşamı Babıâli’de geçmiştir, Cumhuriyet gazetesindeki
köşe yazısında, (13.01.1981) o tarihten yarım yüzyıl önceki Babıâli
yokuşunun fotog...
-
KÖY ENSTİTÜLERİ
TARİHSEL ÖZET
Köy Enstitüsü Hareketi ile ilgili gelişmeleri izleyebilmek için, önemli
tarihleri satırbaşlarıyla anımsamak pratik yararlar s...
Cem Sultan’dan Beyaz Saray’a!
-
2009’da Unesco’nun Dünya Kültürel Miras Listesi’ne giren beş buçuk asırlık
dokumacılık geleneğiyle Fransa’nın Aubusson şehri, bu yaz açılan
Uluslarararası ...
YANKO’NUN OĞLU AHMET VE İSTİKLALE BAŞ KOYANLAR
-
Bir 30 Ağustos Destanı “Onlar uzun eğri burunlu ve konuşmayı şehvetle seven
insanlardı ki; sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için,
hiç ki...
Asiye nasıl kurtulur
-
İAsiye sadece bir kadın değil, sadece etini satarak yaşamak zorunda
bırakılan bir insan değil, sadece cinsel kimliklerimizi sorgulayacağımız
bir içbükey ay...
KIRMIZI SAÇLI KADIN - ORHAN PAMUK
-
* Yaz ayları da gelince bloklar iyice ihmal ediliyor. Sıcaklar, ülkede
meydana gelen tatsız olaylar yüzünden bir soğukluk geldi. İnşallah
geçicidir, aca...
Yön Haber-Söyleşi
-
Ercan Kesal, 25 yıl önce hekim olarak atandığı Keskin’de yaşadığı bir
gecenin uluslararası alanda ödül alan bir sanat yapıtına dönüsmesini
izlemis bir sana...
Veda Mektubu
-
Bu bir veda mektubu. “Her şeyin bir iç zamanı vardı. Kıpırtının, savruluşun
ve durmanın. Her şeyin bir zamanı,” diyor Birgül Oğuz, Hah’ta. Her şeyin
bir iç...
2016 World Fantasy Award Adayları Belli Oldu
-
Nebula, Hugo, Locus derken ödül sezonunda sıra World Fantasy Awards’a
geldi. Ödülün kazananları 27-30 Ekimde Ohio’da yapılacak olan Dünya
Fantazya Kongresi...
Film Nedir
-
*Film*, hareket eden grafiklerin veya görsellerin elektronik sinyali
sonucunda hazırlanan, başta eğlence, eğitim ve farklı konularda hazırlanan
görsel sey...
Daha Fotojenik Olmanın 7 Yolu
-
Fotojenik olmadığınızı düşündüğünüz için selfielerden nefret etmiş
haldeyseniz doğru yerdesiniz! Nasıl “Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın
vardır” düşünce...
En Yüksek Gişe Hasılatı Yapan 10 Film
-
Popüler olan her zaman iyi midir? sorusu yıllardır özellikle de sanat
eserleri söz konusu olduğunda sorulan bir sorudur. Pek tabii insandan
insana değişebi...
YARINA DOĞRU… Cem Yağcıoğlu
-
Kürt düşmanlığı ile Türkçülüğü harmanlamaya çalışmak.. zaten amaçlanan
hedefe hizmet etmektir!. yine takip edenler iyi bilir, ara-ara sağ-sol
üzerine denem...
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
-
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır
yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." falan filan. İşin açığı
ÖZ...
Mind-boggling Chelsea FC Brief History
-
If you like to watch football game at the tv on the range of domestic until
international game, I believe which you just get your own team choice which
you...
Ayşegül Kitap Fuarında
-
34. İstanbul Kitap Fuarı
Bir gece öncesinden sandviç, meyve ve kuruyemiş hazırladım. Yedek alışveriş
poşetleri, ıslak mendil, baş ağrısı hapları, bozuk ...
-ADETTENDİR-
-
''Kadınların,kocalarını başka kadınlardan veyahut etkilendiğini düşündüğü
kadın olan erkek annesinden uzak tutup kendilerine bağlayabilmek
geliştirdikle...
bilbao ve guggenheim müzesi
-
"*Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım
böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor,
battaniyenin al...
Yalnızlama Senfonisi
-
Kocaman ve şükredilesi mutlulukların içerisine, dayatılan ve gözüne gözüne
sokulan “mutsuz ol” algısıyla yaşam sürerken koca şehirlerde, kısmetse
uyanırsın...
Tavsiye Evi’nde Mathazone…
-
Merhaba Sevgili Melekler, 11 Nisan 2015 tarihinde
#TavsiyeEvinde Meleklerimiz ile bu sefer çocuk meleklerimize Mathazone
tekniği ile Matematik sevgisini...
Orhan Pamuk’a göre yazarlık!
-
*Yaratıcı yazarlık seminerine katılan Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk
yazarlığın herkesin bildiği şeyi, herkesin bilmediği şekilde anlatmak
olduğunu söyled...
IZANSIZ MAHALLE / MEHMET ÜNVER (III)
-
izan.. anlayış .. kavrama yeteneği anlamına gelen bir sözcük.. izansız
mahalle bir roman.. roman.. insanların serüvenlerini.. iç dünyalarını..
toplumsal bi...
Sol Dergi Yazı
-
Bardağın dolu yanı: Acaba ‘örtünme evrimi’ nasıl başladı, ‘incir
yaprağı’yla mı?
Türban da “yetmez ama evet” konusu oldu! Balıkesir Müftü Yardımcısı,
...
SATICININ ÖLÜMÜ - ARTHUR MILLER
-
(Flütle çalınan bir ezgi duyarız. Ağaçlardan, çimenlerden ve ufuktan söz
eden güzel bir şarkıdır. Perde açılır. Karşımızda satıcının evi vardır.
Evin arka...
Dikkat "sahte" şiir! Dikkat "sahte" Can Yücel !
-
*pR*
İnternette sahte şiirler dolaşıyor...“Şiir gibi (!)” ama şiir olmayan,
saçma sapan, kafiyeli cinaslı mani kıvamında duygusal sözler, ucuz
romantik, ...
Kitap (Sahilden Bostancı) / Çağlayan Çevik
-
*Kitap (Sahilden Bostancı) / Çağlayan Çevik – Hürriyet Keyif / Temmuz
20.2014*
Çağdaş Türk öyküsü deyim yerindeyse kıpır kıpır. Daha yılın ortasına
geldiğ...
-
*Anton Pavloviç Çehov*
*Martı*
*Yabancı dilden çevrilen kitaplarda çeviri çok önemlidir. Tiyatro
oyunlarında ise daha da önemlidir. Şiirsel anlatımı,sö...
İlker Başbuğ tahliye edildi.
-
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, tahliye kararının
ardından Silivri Cezaevi’nden çıktı. Başbuğ, “Biz tek bir şey istiyoruz,
adalet i...
KİTAPLIK KURDU YAYIN HAYATINA SON VERİYOR..
-
kitaplık kurdu..
sevgili leylakdalı'nın kendi blogunda kendi kitaplığının fotoğrafını
yayınlayıp..
sizin kitaplığınız nasıl diye sormasıyla başlayan..
v...
-
Google Maps'de meydana gelen değişiklikler nedeniyle verilerin haritaya
yüklenmemesi üzerine ZeeMaps üzerinde bir harita oluşturdum. Verilerin
geldiği n...
Küçükçekmece Forumu’ndan notlar 21 Ağustos
-
Küçükçekmece Dayanışması her pazartesi, çarşamba ve cuma Tepeüstü Meydan
75. Yıl Parkı’nda forumlarını gerçekleştirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz
hafta b...
GÜNLERDEN CUMARTESİ MEYDANLARDAN TAKSİM
-
Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Bale’sinin kapatılarak, kurumların
müdürlüklere bağlanması gibi saçmasapan bir tasarıyı protesto etmek üzere
çıktık ...
-
*TEPEMİZDE SALLANAN BİR SORU *(*)
Ali BULUNMAZ
Artık “Hayatın anlamı nedir?” gibi “sıradanlaşmış” sorular ne sıklıkta
soruluyor bilinmez ama bu ve benz...
Duyduk Duymadık Demeyin Kütüphane Haftası Başlıyor
-
*48. Kütüphane Haftası tüm Türkiye’de dolu dolu etkinliklerle kutlanacak.*
Kamuoyunda kütüphane konusunda olumlu çağrışım oluşturmak; kitap, kütüphane
ve o...
ASIL KÜRESEL DAYANIŞMA
-
Gerçek sanatseverler biliyordur, bu ara İstanbul’da geniş boyutlu bir
belgesel film şenliği sürüyor: 1001 Belgesel Film Festivali.
Bu şenlikte, Küba belgese...