4 Haziran 2015 Perşembe

AZRA ERHAT

Celal Üster/ Cumhuriyet
Yayınlanma tarihi: 04 Haziran 2015 Perşembe
[Haber görseli]


Anadolu'nun 'mavi' kadını

Yakın dostu Cengiz Bektaş, doğumunun100. yılında Azra Erhat’ı anlattı.Azra Erhat’ın Eski Yunan ozanlarından yaptığı ilk çevirilere, yıllar sonra dayımın kitapları arasında bulduğum Tercüme dergisinde rastlamıştım. Erhat’ın Sappho, Alkman, Simonides, Menandros’tan Türkçeleştirdiği dizeleri, 1946 Martı’nda yayımlanmış Şiir Özel Sayısı’nda okuma olanağı bulmuştum.
Erhat’ın, Türkçesini Orhan Veli’yle paylaştığı bir Sappho şiirini, “Bir dağ rüzgârı nasıl allak bullak ederse / Meşeleri. İçimi de öyle sarstı Eros” dizelerini ilkgençliğin coşkusuyla okumuştum.
Aradan yıllar geçecek; Azra Erhat ile Cengiz Bektaş, 1970’lerde, bir masaya karşılıklı oturacaklar, Sappho’nun şiirlerini Eski Yunancanın yanı sıra başka dillerden çevirilerini de inceleyerek tartışa tartışa çevireceklerdi.
Yine yıllar geçti. Erhat’ın doğumunun 100. yılında, onun en yakın dostlarından, çalışma arkadaşı mimar, şair Bektaş’la bir araya geliyoruz, Erhat’ı konuşuyoruz.
Bazen insan belleği sınıfta kalıyor. Bellek ırmağının kuşaktan kuşağa akışı kesintilere uğruyor. O yüzden, ilkin, “Genç kuşaklara nasıl anımsatırsınız Erhat’ı?” diye soruyorum Bektaş’a.
Handiyse bir ansiklopedi maddesinin yalınlığıyla, “Azra Erhat, Anadolu’nun bugünkü gençlerinin anlayabilecekleri dile, Türkçemize, İzmirli Homeros’un ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ yapıtlarını A.Kadir ile birlikte çeviren kişidir” diyor. “Birçokları arasında ‘Mitologya’ yapıtı da bir başvuru yapıtıdır. Bu çeviri ile kültürümüze en önemli katkılardan biri yapılmıştır.”
Bektaş, Erhat’ın, “Anadoluculuk” akımının, Halikarnas Balıkçısı, Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ile birlikte kurucularından biri olduğunu, bu yolda canla başla çalıştığını vurguluyor.
Kuşkusuz, birçok dili, bu arada Latinceyi, Eski Yunancayı anadili gibi bilen Azra Erhat’ın, Halikarnas Balıkçısı’nın mektuplarını, Sabahattin Eyüboğlu’nun yazılarını düzenleyip yayımladığını belirtmeden de edemiyor.
Bektaş’a, Erhat’ın, gerek 1940’ların sonlarında, gerek 12 Mart döneminde iktidarların baskılarını dolaysızca yaşamış aydınlardan biri olduğunu anımsatmama gerek yok. Ama bu yaşadıklarından nasıl söz ederdi acaba Erhat?
“En yakınlarına bile, bu konularla ilgili yakınmalarda bulunmazdı” diyor Bektaş. “Söz etmek zorunda kalırsa bunu biriki tümcelik genellemeyle yapardı. Belki de herkesin olanı biteni bildiğini sanırdı. İçerdeyken de durumu kabul eder, düzenini kurar, çalışmaya başlardı.”
Peki, Halikarnas Balıkçısı’nın 1940’larda başlattığı, aralarında Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ve Bektaş’ın da bulunduğu aydınların, eski Anadolu uygarlıklarının izlerini Mavi Yolculuk’larda aramalarının temelinde nasıl bir düşünce yatıyordu?
“Anadolumuzun eskil, antik çağ uygarlığı Mavi Yolculuk ile izlenebilirdi” diye yanıtlıyor Bektaş. “Örneğin, Bodrum’un yakın yıllara dek karadan ulaşımını sağlayan doğru dürüst yolu yoktu. Kimi yerlerin de karadan ulaşımı hiç olanaklı değildi. Denizden tekneyle ulaşmak çok daha kolaydı.”
Ya karaya indikten sonra?
“Karaya indikten sonra da epey yürümek gereken yerler de çoktu. Örnekse, Didim’ deki Apollon tapınağını görebilmek için üç kilometre yürümek gerekirdi. Birçok yere de yanaştığımız limandan kötü minibüslerle sarsıla sarsıla, içimiz dışımıza çıkarak ulaşılırdı.”
Bugün “Mavi Yolculuk” denince, pek çoklarının aklına ilk gelen, deniz ya da göktür. Bir zamanların “mavi yolcuları” için de öyle miydi peki?
“Mavi Yolculuk denmesinin nedeni deniz ya da gök değildi” diye anlatıyor Bektaş. “Yurdunu seven, ‘sahip çıkan’, onu tanıyan, tanıtan kişilere ‘mavi’ denirdi. Yolculuk da mavi kişilerle yapıldığı için bu ad verilmişti.”
Neydi farkı “maviler”in?
“Maviler uygarlığın doğudan batıya gittiğine inanırlar. ‘Ex Oriente Lux’, yani ‘Işık doğudan gelir. Bunun böyle olduğunu söyleyen de Halikarnas Balıkçısı’dır. Onun kuşağından kişiler bile onu anlamak istemediler. ‘Batı’ ya eğimlilik o denliydi. Sonradan kimi bilim adamları, örneğin Prof. Dr. Fahri Işık, onun söylediklerinin somut belgelerini buldular.”
Geliyoruz, Mavi Yolculuk’un temelinde yatan düşünceye...
“Temel düşünce” diyor Bektaş, “Anadolu’ ya ‘sahip çıkmak’tı. Çünkü bugün bile, kimileri kendilerini göçebe sayıyorlardı. Oysa Aziz Nesin’in dediği gibi, göçebe kültür olmazdı. Eskil çağdan bu yana yalnız Batı Anadolu’da yetişenleri düşünsek bu gerçeği yakalarız. Avusturyalı araştırmacı- yazar Helmut Uhlig’in bir yapıtının adı da ‘Avrupa’nın Anası Anadolu’dur.”
Bektaş, iki de güzel haber veriyor: Önümüzdeki günlerde Arkeoloji ve Sanat Yayınları’ndan çıkacak iki Azra Erhat kitabı.
İlki, Erhat’ın Bektaş’a bıraktığı “mektuplar”ından oluşuyor. Aralarında Yakup Kadri’nin, Bozkurt Güvenç’in de bulunduğu pek çoklarının yazdıkları ve Erhat’ın kimilerine yanıtları. Bektaş, çoğu el yazısı, bazıları Almanca olan mektupları üç yılda yayına hazırlamış. “Dönemin bir kesiti gibi olacak” diyor.
Bektaş’ın yayına hazırladığı ikinci kitap ise, ünlü seramik sanatçımız Füreya ile Erhat’ı buluşturacak:
“12 Eylül’den sonra köşelerine çekilmeyip üretimlerini sürdüren, yüz akımız aydınlarla bir küme dost olarak söyleşiler yaptık. Bunlardan biri de Füreya idi. Azra Erhat başta olmak üzere, Şükran Yurdakul’un, benim sorularımızı yanıtladı Füreya. Azra’dan kalan bir başka iz de bu betik olacak.”



AZRA ERHAT
Anadolu sevdalısı bir düşün ve bilim insanı
ÖNER YAĞCI
Azra Erhat… Anadolu sevdalısı bir düşünce insanı…
Hep Batı uygarlığının doğduğu yer Anadolu’dur düşüncesiyle var olan bir bilim insanı… 
Eski Yunan ve Roma dilleri uzmanlığını Anadolu’nun eski kültürüne yönelterek güzelleşmesi için müthiş bir çabayla tarihin derinliklerine uzanan bir fener insan…
Yurtseverliğinin kanıtı olan sevdalı Türkçesiyle kültürümüzü zenginleştirmeye için ömrünü veren bir yazar ve çevirmen…
Azra Erhat, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...” sözleriyle temellenen Türk Aydınlanmasının, cumhuriyet devrimlerinin, aydınlanma seferberliğinin öncü kadın aydınlarından biridir.
Hasan-Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Halikarnas Balıkçısı, Orhan Burian, Vedat Günyol, Nusret Hızır gibi öncü aydınlarımız Tercüme Bürosundan Köy Enstitülerine, Halkevleri’nden Milli Eğitim klasiklerine kadar o coşkulu yılların “çağdaş uygarlık düzeyi”ne ulaşma amacı için müthiş terler döktüler.
Hocası Sabahattin Eyuboğlu ve Nurullah Ataç tarafından 1940’ların aydınlanma kalelerinden Tercüme dergisine katılan ve orada bir yıldız gibi parlamaya başlayan Azra Erhat (1915-6 Eylül 1982), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Klasik Filoloji Bölümü doçenti olarak ışıklarını saçmaya başladı. 1948’de ünlü Dil-Tarih olaylarından sonra Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Adnan Cemgil, Niyazi Berkes, Mediha Berkes, Muzaffer Şerif’le (Başoğlu) birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı. 12 Mart döneminde Sabahattin Eyuboğlu ve Vedat Günyol’la birlikte tutuklanıp yargılandı.
Antik Yunan’dan bugüne dek Anadolu’da yaşayan tüm kültürler bizdendir diyen “Mavi Anadolucular” olarak bir “Türk Rönesansı” gerçekleştirmek için yakın dostları Halikarnas Balıkçısı, Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol’la birlikte “Yeni Ufuklar”ı yarattılar. Hümanizmayı anlatmaya, aktarmaya çalıştılar. “Mavi Yolculuk” terimini Türk ve dünya literatürüne kazandırdılar. Atatürk’ü “Anadolu’nun ilk özgürlük kahramanı” dediği Hektor’a benzeten Erhat, Sabahattin Eyüboğlu’nun aktardığı Mustafa Kemal’in “İşte şimdi Hektor’un öcünü aldık” sözüyle Anadolu’ya adanmış bu iki büyük kahramanı özdeşleştirir; ikisi de Anadolu’nun giriş kapısı olan Çanakkale’de Batı’dan gelen saldırganlara karşı olağanüstü bir direnişin simgesidir.
Kültürümüze Homeros’tan, Exupery’den, Colette’den yapıtlar kazandıran Azra Erhat; A. Kadir’le birlikte çevirdikleri İliada ve Odysseia başta olmak üzere, başka yapıtlar; Sabahattin Eyüboğlu’yla birlikte Hesiodos’tan, Aristophanes’ten, Platon’dan, Aiskhylos’tan; Sabahattin Eyüboğlu ve Vedat Günyol’la Rabelais’den çevirileriyle insanlık kültürünü Türkçeye taşıdı.
Maviliklerle, Anadolu’yla, mitolojiyle, Halikarnas Balıkçısı’yla, masallarla, sevgilerle dolu armağanlarına teşekkürler Azra Erhat…

4 yorum:

bücürükveben dedi ki...

Böyle değerli insanların kitaplarına ne kadar ihtiyacımız var...herkesin kitaplığında bulunmalı...teşekkürler Arzu'cuğum
sevgilerimle...

Arzu Sarıyer dedi ki...

Elbette Müjde 'ciğim ,hayranım Azra Erhat 'a dönüp dönüp okumak isterim...Sevgiler benden de canım kardeşim...

Yazdan Kalan dedi ki...

Memleketi Homeros'la tanıştıran çok kıymetli bir yazar benim için, İlyada ondan okunmalı.

Arzu Sarıyer dedi ki...

Bence de Yazdan Kalan dost ,teşekkürler.